HEAD: 1 (1)
Volume: 1  Issue: 1 - 2004
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Page I

SERBEST KÖŞE
2.Editörün Kaleminden
Emine Türkmen
Page 1
Abstract | Full Text PDF

3.
Araştırma Projesi Teklifleri Nasıl Yazılmalı?
Elizabeth Anne Herdman
Pages 2 - 4
Abstract | Full Text PDF

4.Review of cranial nerves: Functions and examination
Diler Sepit
Pages 6 - 9
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH ARTICLE
5.Arterial blood gases analysis: Determination of acid-base balance
Selvet Sevinç
Pages 10 - 14
AMAÇ: Arteryal kan gazlarının analizi, pulmoner gaz değişiminin etkinliğini değerlendirmek, kanın asit-baz dengesini belirlemek, solunum tedavisinin etkisini izlemek ve mekanik ventilasyonun etkinliğini değerlendirmek amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Arteryal kan gazı sonuçlarını değerlendirerek hastanın asit-baz dengesi ve oksijenasyon durumu hakkında bilgi edinebiliriz. Asit-baz dengesi analizinin anlaşılmasını kolaylaştırmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu makalede, arter kan gazları analizi konusunu anlatırken kullandığım ve öğrenmede oldukça etkili olduğunu gördüğüm yöntemi bulacaksınız.
YÖNTEMLER: Arteryal kan gazlarının analizi, pulmoner gaz değişiminin etkinliğini değerlendirmek, kanın asit-baz dengesini belirlemek, solunum tedavisinin etkisini izlemek ve mekanik ventilasyonun etkinliğini değerlendirmek amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Arteryal kan gazı sonuçlarını değerlendirerek hastanın asit-baz dengesi ve oksijenasyon durumu hakkında bilgi edinebiliriz. Asit-baz dengesi analizinin anlaşılmasını kolaylaştırmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu makalede, arter kan gazları analizi konusunu anlatırken kullandığım ve öğrenmede oldukça etkili olduğunu gördüğüm yöntemi bulacaksınız.
BULGULAR: Arteryal kan gazlarının analizi, pulmoner gaz değişiminin etkinliğini değerlendirmek, kanın asit-baz dengesini belirlemek, solunum tedavisinin etkisini izlemek ve mekanik ventilasyonun etkinliğini değerlendirmek amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Arteryal kan gazı sonuçlarını değerlendirerek hastanın asit-baz dengesi ve oksijenasyon durumu hakkında bilgi edinebiliriz. Asit-baz dengesi analizinin anlaşılmasını kolaylaştırmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu makalede, arter kan gazları analizi konusunu anlatırken kullandığım ve öğrenmede oldukça etkili olduğunu gördüğüm yöntemi bulacaksınız.
SONUÇ: Arteryal kan gazlarının analizi, pulmoner gaz değişiminin etkinliğini değerlendirmek, kanın asit-baz dengesini belirlemek, solunum tedavisinin etkisini izlemek ve mekanik ventilasyonun etkinliğini değerlendirmek amacıyla sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Arteryal kan gazı sonuçlarını değerlendirerek hastanın asit-baz dengesi ve oksijenasyon durumu hakkında bilgi edinebiliriz. Asit-baz dengesi analizinin anlaşılmasını kolaylaştırmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu makalede, arter kan gazları analizi konusunu anlatırken kullandığım ve öğrenmede oldukça etkili olduğunu gördüğüm yöntemi bulacaksınız.
OBJECTIVE: The analysis of arterial blood gases is a method that is frequently used to evaluate the efficiency of pulmonary gas exchange, to determine the acid-base balance of the blood, monitor the effects of respiratory therapy and assess the effectiveness of mechanical ventilation. Through an evaluation of ABG analysis we are able to gain information about the acid-base balance and oxygenation of the patient. Many different methods have been developed to facilitate the analysis of acid-base balance. In this article, I have described the method I have used in my classes that I have found to be very effective in teaching arterial blood gases analysis.
METHODS: The analysis of arterial blood gases is a method that is frequently used to evaluate the efficiency of pulmonary gas exchange, to determine the acid-base balance of the blood, monitor the effects of respiratory therapy and assess the effectiveness of mechanical ventilation. Through an evaluation of ABG analysis we are able to gain information about the acid-base balance and oxygenation of the patient. Many different methods have been developed to facilitate the analysis of acid-base balance. In this article, I have described the method I have used in my classes that I have found to be very effective in teaching arterial blood gases analysis.
RESULTS: The analysis of arterial blood gases is a method that is frequently used to evaluate the efficiency of pulmonary gas exchange, to determine the acid-base balance of the blood, monitor the effects of respiratory therapy and assess the effectiveness of mechanical ventilation. Through an evaluation of ABG analysis we are able to gain information about the acid-base balance and oxygenation of the patient. Many different methods have been developed to facilitate the analysis of acid-base balance. In this article, I have described the method I have used in my classes that I have found to be very effective in teaching arterial blood gases analysis.
CONCLUSION: The analysis of arterial blood gases is a method that is frequently used to evaluate the efficiency of pulmonary gas exchange, to determine the acid-base balance of the blood, monitor the effects of respiratory therapy and assess the effectiveness of mechanical ventilation. Through an evaluation of ABG analysis we are able to gain information about the acid-base balance and oxygenation of the patient. Many different methods have been developed to facilitate the analysis of acid-base balance. In this article, I have described the method I have used in my classes that I have found to be very effective in teaching arterial blood gases analysis.

CASE REPORT
6.Cardiopulmonary resuscitation: Guidelines published in 2000
Selvet Sevinç
Pages 15 - 17
Kardiyopulmoner resusitasyon, ani kalp ya da solunum durması durumunda, ileri yaşam desteği sağlanıncaya kadar yapılan aktiviteleri kapsar. Bugün uygulandığı gibi yapay solunum ve eksternal kalp masajının birlikte uygulanmasına ilk kez 1960’lı yılların sonlarında başlandı. Geliştirilen kardiyopulmoner resusitasyon ilkeleri farklı yıllarda gözden geçirilerek değiştirildi. En son 2000 yılında yenilenen “Kardiyopulmoner Resusitasyon” ve “Acil Kardiyovasküler Bakım” ilkeleri, ilk kez 2000 yılında uluslar arası bir yapı kazandı. Bu makale, kardiyopulmoner resusitasyon ilkelerindeki 2000 yılı değişikliklerini ele almaktadır.
Cardiopulmonary resuscitation (CPR) encompasses the series of activities that are made in the event of cardiac or respiratory arrest until advanced cardiac life support is available. The practice of combining mouth-to-mouth ventilation and chest compression. CPR as it is administered today, was first initiated in the late 1960’s. The guidelines for cardiopulmonary resuscitation were developed and improved over the years. The most recent adjustment was made in 2000 when Cardiopulmonary Resuscitation and Emergency Cardiovascular Care guidelines were revised and an international standard was achieved. This article treats the changes made in CPR guidelines in 2000.

RESEARCH ARTICLE
7.Intravenous Therapy
Nilgün Göktepe
Pages 20 - 27
AMAÇ: İntravenöz tedavi, sıvı solüsyonların doğrudan kan akımına verilmesidir. Sıvı elektrolit dengesini sağlamak ve sürdürmek, yeterli beslenemeyen hastalarda parenteral beslenmeyi sağlamak, ilaç uygulamak, kan ve kan ürünlerinin transfüzyonunu sağlamak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Hastanın yaşına, klinik durumuna, tedavinin süresine veya kullanılacak solüsyonların özelliklerine göre periferik ya da santral yolla yapılabilir. İntravenöz tedavinin başlatılması, sürdürülmesi, takibi, komplikasyonların önlenmesi hemşirenin sorumluluğundadır. Bu nedenle hemşire, hastaya kullanılacak solüsyonların özelliklerini ve hastaya olan etkilerini bilmeli, solüsyonların akış hızını hesaplayabilmeli, periferik intravenöz damar yolunu açabilmeli, istenilen miktardaki solüsyonun doğru ve güvenli olarak gönderilmesini sağlayabilmeli, I.V. kateter takılması sırasında ve intravenöz tedavi süresince tüm olası komplikasyonları izlemeyi bilmeli ve komplikasyonlar geliştiğinde de uygun önlemleri alabilmelidir. Bu makalede, güvenli bir intravenöz tedavi için gerekli bilgiler ele alınacaktır.
YÖNTEMLER: İntravenöz tedavi, sıvı solüsyonların doğrudan kan akımına verilmesidir. Sıvı elektrolit dengesini sağlamak ve sürdürmek, yeterli beslenemeyen hastalarda parenteral beslenmeyi sağlamak, ilaç uygulamak, kan ve kan ürünlerinin transfüzyonunu sağlamak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Hastanın yaşına, klinik durumuna, tedavinin süresine veya kullanılacak solüsyonların özelliklerine göre periferik ya da santral yolla yapılabilir. İntravenöz tedavinin başlatılması, sürdürülmesi, takibi, komplikasyonların önlenmesi hemşirenin sorumluluğundadır. Bu nedenle hemşire, hastaya kullanılacak solüsyonların özelliklerini ve hastaya olan etkilerini bilmeli, solüsyonların akış hızını hesaplayabilmeli, periferik intravenöz damar yolunu açabilmeli, istenilen miktardaki solüsyonun doğru ve güvenli olarak gönderilmesini sağlayabilmeli, I.V. kateter takılması sırasında ve intravenöz tedavi süresince tüm olası komplikasyonları izlemeyi bilmeli ve komplikasyonlar geliştiğinde de uygun önlemleri alabilmelidir. Bu makalede, güvenli bir intravenöz tedavi için gerekli bilgiler ele alınacaktır.
BULGULAR: İntravenöz tedavi, sıvı solüsyonların doğrudan kan akımına verilmesidir. Sıvı elektrolit dengesini sağlamak ve sürdürmek, yeterli beslenemeyen hastalarda parenteral beslenmeyi sağlamak, ilaç uygulamak, kan ve kan ürünlerinin transfüzyonunu sağlamak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Hastanın yaşına, klinik durumuna, tedavinin süresine veya kullanılacak solüsyonların özelliklerine göre periferik ya da santral yolla yapılabilir. İntravenöz tedavinin başlatılması, sürdürülmesi, takibi, komplikasyonların önlenmesi hemşirenin sorumluluğundadır. Bu nedenle hemşire, hastaya kullanılacak solüsyonların özelliklerini ve hastaya olan etkilerini bilmeli, solüsyonların akış hızını hesaplayabilmeli, periferik intravenöz damar yolunu açabilmeli, istenilen miktardaki solüsyonun doğru ve güvenli olarak gönderilmesini sağlayabilmeli, I.V. kateter takılması sırasında ve intravenöz tedavi süresince tüm olası komplikasyonları izlemeyi bilmeli ve komplikasyonlar geliştiğinde de uygun önlemleri alabilmelidir. Bu makalede, güvenli bir intravenöz tedavi için gerekli bilgiler ele alınacaktır.
SONUÇ: İntravenöz tedavi, sıvı solüsyonların doğrudan kan akımına verilmesidir. Sıvı elektrolit dengesini sağlamak ve sürdürmek, yeterli beslenemeyen hastalarda parenteral beslenmeyi sağlamak, ilaç uygulamak, kan ve kan ürünlerinin transfüzyonunu sağlamak amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Hastanın yaşına, klinik durumuna, tedavinin süresine veya kullanılacak solüsyonların özelliklerine göre periferik ya da santral yolla yapılabilir. İntravenöz tedavinin başlatılması, sürdürülmesi, takibi, komplikasyonların önlenmesi hemşirenin sorumluluğundadır. Bu nedenle hemşire, hastaya kullanılacak solüsyonların özelliklerini ve hastaya olan etkilerini bilmeli, solüsyonların akış hızını hesaplayabilmeli, periferik intravenöz damar yolunu açabilmeli, istenilen miktardaki solüsyonun doğru ve güvenli olarak gönderilmesini sağlayabilmeli, I.V. kateter takılması sırasında ve intravenöz tedavi süresince tüm olası komplikasyonları izlemeyi bilmeli ve komplikasyonlar geliştiğinde de uygun önlemleri alabilmelidir. Bu makalede, güvenli bir intravenöz tedavi için gerekli bilgiler ele alınacaktır.
OBJECTIVE: Intravenous (I.V.) therapy is the administration of fluid solutions directly into the blood circulation. It is prescribed to ensure and maintain fluid and electrolyte balance and to provide parenteral nutrition in patients unable to obtain sufficient nutrients. It is also widely used in the administration of medications and for transfusions of blood and blood products. Depending upon the age of the patient, the clinical profile, the length of the treatment or the peculiarities of the particular solution, intravenous therapy may be administered via a peripheric or central catheter. The nurse is responsible for initiating an order for intravenous therapy, monitoring it, and preventing complications. A nurse, therefore, must be aware of the characteristics of the solution to be given to the patient as well as know its effects. Nurse must be able to correctly calculate the flow rate of the I.V. fluid, properly insert the peripheric I.V. catheter, ensure that the desired amount of the solution is accurately and reliably administered, be able to detect all indications of possible complications in the insertion of the I.V. catheter and during the course of the therapy, and manage such complications if they occur. This article provides information needed for the safe management of intravenous therapy.
METHODS: Intravenous (I.V.) therapy is the administration of fluid solutions directly into the blood circulation. It is prescribed to ensure and maintain fluid and electrolyte balance and to provide parenteral nutrition in patients unable to obtain sufficient nutrients. It is also widely used in the administration of medications and for transfusions of blood and blood products. Depending upon the age of the patient, the clinical profile, the length of the treatment or the peculiarities of the particular solution, intravenous therapy may be administered via a peripheric or central catheter. The nurse is responsible for initiating an order for intravenous therapy, monitoring it, and preventing complications. A nurse, therefore, must be aware of the characteristics of the solution to be given to the patient as well as know its effects. Nurse must be able to correctly calculate the flow rate of the I.V. fluid, properly insert the peripheric I.V. catheter, ensure that the desired amount of the solution is accurately and reliably administered, be able to detect all indications of possible complications in the insertion of the I.V. catheter and during the course of the therapy, and manage such complications if they occur. This article provides information needed for the safe management of intravenous therapy.
RESULTS: Intravenous (I.V.) therapy is the administration of fluid solutions directly into the blood circulation. It is prescribed to ensure and maintain fluid and electrolyte balance and to provide parenteral nutrition in patients unable to obtain sufficient nutrients. It is also widely used in the administration of medications and for transfusions of blood and blood products. Depending upon the age of the patient, the clinical profile, the length of the treatment or the peculiarities of the particular solution, intravenous therapy may be administered via a peripheric or central catheter. The nurse is responsible for initiating an order for intravenous therapy, monitoring it, and preventing complications. A nurse, therefore, must be aware of the characteristics of the solution to be given to the patient as well as know its effects. Nurse must be able to correctly calculate the flow rate of the I.V. fluid, properly insert the peripheric I.V. catheter, ensure that the desired amount of the solution is accurately and reliably administered, be able to detect all indications of possible complications in the insertion of the I.V. catheter and during the course of the therapy, and manage such complications if they occur. This article provides information needed for the safe management of intravenous therapy.
CONCLUSION: Intravenous (I.V.) therapy is the administration of fluid solutions directly into the blood circulation. It is prescribed to ensure and maintain fluid and electrolyte balance and to provide parenteral nutrition in patients unable to obtain sufficient nutrients. It is also widely used in the administration of medications and for transfusions of blood and blood products. Depending upon the age of the patient, the clinical profile, the length of the treatment or the peculiarities of the particular solution, intravenous therapy may be administered via a peripheric or central catheter. The nurse is responsible for initiating an order for intravenous therapy, monitoring it, and preventing complications. A nurse, therefore, must be aware of the characteristics of the solution to be given to the patient as well as know its effects. Nurse must be able to correctly calculate the flow rate of the I.V. fluid, properly insert the peripheric I.V. catheter, ensure that the desired amount of the solution is accurately and reliably administered, be able to detect all indications of possible complications in the insertion of the I.V. catheter and during the course of the therapy, and manage such complications if they occur. This article provides information needed for the safe management of intravenous therapy.

8.Nurses’ knowledge and use of physical assessment methods within the context of patient assessment
Dilek Aydın, Zeynep Dörtbudak
Pages 29 - 33
AMAÇ: Çeşitli aşamalardan oluşan hemşirelik sürecinin ilk aşaması kapsamlı veri toplamaktır. Hemşirelikte fizik tanılama (FT) ve fizik muayene (FM) yöntemlerinin kullanımı ilk olarak 1960’lı yıllarda Kuzey Amerika’da uygulanmaya başlanmıştır. Hemşirelik bakım sürecinde önemli bir yere sahip olan fizik tanılama ülkemizdeki pek çok lisans programında yer almamaktadır. Bu çalışma, klinikte çalışan hemşirelerin fizik muayene yöntemleri ile ilgili bilgi ve uygulama düzeyleri, bu yöntemlerin meslekte uygulama gerekliliği hakkındaki düşünceleri, FM yöntemlerini öğrenme kaynakları ve hastanelerin hemşirelerden FM yapma beklentilerini belirlemek amacıyla yapılmış bir pilot çalışmadır.
Bu araştırma, Kasım 2003-Ocak 2004 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Örneklem, İstanbul’da bir özel hastanenin servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ile bir üniversite hastanesindeki dahiliye, cerrahi, kardiyoloji, nöroloji servisi ve genel yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerden araştırmaya katılmayı kabul eden 132 olgudan oluşmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelere, araştırmacılar tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile 39 ayrı fizik değerlendirme konusunu ne kadar bildikleri, ne derece gerekli gördükleri ve hangi sıklıkta uyguladıklarını değerlendiren Likert tipi sorulardan oluşan bir form uygulanmıştır. Veriler, SPSS veri tabanında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.
Olguların büyük bir çoğunluğu (% 86.4), FM’nin hemşirelik mesleği için gerekli olduğunu belirtmiştir. En çok bilinen-uygulanan FM uygulamasının yaşam bulgularını alma; en az bilinen FM uygulamasının göz-dibi muayenesi olduğu tespit edilmiştir. ANOVA testlerinde FM bilgi ve uygulama sıklığı ile öğrenim durumu ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, çalışılan servis arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Buna karşın, “FM uygulamasını gerekli görme” ile öğrenim durumu, servis ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. İki hastane arasında FM bilgi düzeyleri, uygulama sıklığı ve gerekli görme bakımından anlamlı bir fark bulunmuştur.

YÖNTEMLER: Çeşitli aşamalardan oluşan hemşirelik sürecinin ilk aşaması kapsamlı veri toplamaktır. Hemşirelikte fizik tanılama (FT) ve fizik muayene (FM) yöntemlerinin kullanımı ilk olarak 1960’lı yıllarda Kuzey Amerika’da uygulanmaya başlanmıştır. Hemşirelik bakım sürecinde önemli bir yere sahip olan fizik tanılama ülkemizdeki pek çok lisans programında yer almamaktadır. Bu çalışma, klinikte çalışan hemşirelerin fizik muayene yöntemleri ile ilgili bilgi ve uygulama düzeyleri, bu yöntemlerin meslekte uygulama gerekliliği hakkındaki düşünceleri, FM yöntemlerini öğrenme kaynakları ve hastanelerin hemşirelerden FM yapma beklentilerini belirlemek amacıyla yapılmış bir pilot çalışmadır.
Bu araştırma, Kasım 2003-Ocak 2004 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Örneklem, İstanbul’da bir özel hastanenin servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ile bir üniversite hastanesindeki dahiliye, cerrahi, kardiyoloji, nöroloji servisi ve genel yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerden araştırmaya katılmayı kabul eden 132 olgudan oluşmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelere, araştırmacılar tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile 39 ayrı fizik değerlendirme konusunu ne kadar bildikleri, ne derece gerekli gördükleri ve hangi sıklıkta uyguladıklarını değerlendiren Likert tipi sorulardan oluşan bir form uygulanmıştır. Veriler, SPSS veri tabanında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.
Olguların büyük bir çoğunluğu (% 86.4), FM’nin hemşirelik mesleği için gerekli olduğunu belirtmiştir. En çok bilinen-uygulanan FM uygulamasının yaşam bulgularını alma; en az bilinen FM uygulamasının göz-dibi muayenesi olduğu tespit edilmiştir. ANOVA testlerinde FM bilgi ve uygulama sıklığı ile öğrenim durumu ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, çalışılan servis arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Buna karşın, “FM uygulamasını gerekli görme” ile öğrenim durumu, servis ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. İki hastane arasında FM bilgi düzeyleri, uygulama sıklığı ve gerekli görme bakımından anlamlı bir fark bulunmuştur.

BULGULAR: Çeşitli aşamalardan oluşan hemşirelik sürecinin ilk aşaması kapsamlı veri toplamaktır. Hemşirelikte fizik tanılama (FT) ve fizik muayene (FM) yöntemlerinin kullanımı ilk olarak 1960’lı yıllarda Kuzey Amerika’da uygulanmaya başlanmıştır. Hemşirelik bakım sürecinde önemli bir yere sahip olan fizik tanılama ülkemizdeki pek çok lisans programında yer almamaktadır. Bu çalışma, klinikte çalışan hemşirelerin fizik muayene yöntemleri ile ilgili bilgi ve uygulama düzeyleri, bu yöntemlerin meslekte uygulama gerekliliği hakkındaki düşünceleri, FM yöntemlerini öğrenme kaynakları ve hastanelerin hemşirelerden FM yapma beklentilerini belirlemek amacıyla yapılmış bir pilot çalışmadır.
Bu araştırma, Kasım 2003-Ocak 2004 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Örneklem, İstanbul’da bir özel hastanenin servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ile bir üniversite hastanesindeki dahiliye, cerrahi, kardiyoloji, nöroloji servisi ve genel yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerden araştırmaya katılmayı kabul eden 132 olgudan oluşmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelere, araştırmacılar tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile 39 ayrı fizik değerlendirme konusunu ne kadar bildikleri, ne derece gerekli gördükleri ve hangi sıklıkta uyguladıklarını değerlendiren Likert tipi sorulardan oluşan bir form uygulanmıştır. Veriler, SPSS veri tabanında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.
Olguların büyük bir çoğunluğu (% 86.4), FM’nin hemşirelik mesleği için gerekli olduğunu belirtmiştir. En çok bilinen-uygulanan FM uygulamasının yaşam bulgularını alma; en az bilinen FM uygulamasının göz-dibi muayenesi olduğu tespit edilmiştir. ANOVA testlerinde FM bilgi ve uygulama sıklığı ile öğrenim durumu ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, çalışılan servis arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Buna karşın, “FM uygulamasını gerekli görme” ile öğrenim durumu, servis ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. İki hastane arasında FM bilgi düzeyleri, uygulama sıklığı ve gerekli görme bakımından anlamlı bir fark bulunmuştur.

SONUÇ: Çeşitli aşamalardan oluşan hemşirelik sürecinin ilk aşaması kapsamlı veri toplamaktır. Hemşirelikte fizik tanılama (FT) ve fizik muayene (FM) yöntemlerinin kullanımı ilk olarak 1960’lı yıllarda Kuzey Amerika’da uygulanmaya başlanmıştır. Hemşirelik bakım sürecinde önemli bir yere sahip olan fizik tanılama ülkemizdeki pek çok lisans programında yer almamaktadır. Bu çalışma, klinikte çalışan hemşirelerin fizik muayene yöntemleri ile ilgili bilgi ve uygulama düzeyleri, bu yöntemlerin meslekte uygulama gerekliliği hakkındaki düşünceleri, FM yöntemlerini öğrenme kaynakları ve hastanelerin hemşirelerden FM yapma beklentilerini belirlemek amacıyla yapılmış bir pilot çalışmadır.
Bu araştırma, Kasım 2003-Ocak 2004 tarihleri arasında tamamlanmıştır. Örneklem, İstanbul’da bir özel hastanenin servis ve yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ile bir üniversite hastanesindeki dahiliye, cerrahi, kardiyoloji, nöroloji servisi ve genel yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerden araştırmaya katılmayı kabul eden 132 olgudan oluşmuştur. Araştırmaya katılan hemşirelere, araştırmacılar tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile 39 ayrı fizik değerlendirme konusunu ne kadar bildikleri, ne derece gerekli gördükleri ve hangi sıklıkta uyguladıklarını değerlendiren Likert tipi sorulardan oluşan bir form uygulanmıştır. Veriler, SPSS veri tabanında istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.
Olguların büyük bir çoğunluğu (% 86.4), FM’nin hemşirelik mesleği için gerekli olduğunu belirtmiştir. En çok bilinen-uygulanan FM uygulamasının yaşam bulgularını alma; en az bilinen FM uygulamasının göz-dibi muayenesi olduğu tespit edilmiştir. ANOVA testlerinde FM bilgi ve uygulama sıklığı ile öğrenim durumu ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, çalışılan servis arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Buna karşın, “FM uygulamasını gerekli görme” ile öğrenim durumu, servis ve çalışma yılı arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. İki hastane arasında FM bilgi düzeyleri, uygulama sıklığı ve gerekli görme bakımından anlamlı bir fark bulunmuştur.

OBJECTIVE: The first step of the multi-step nursing process is comprehensive data collection. Physical assessment (PA) methods were first used in nursing in North America in the sixties. Although PA is an integral part of nursing care, it is not being taught in the majority of undergraduate nursing programs in our country (Turkey). This work is a pilot study attempting to assess clinical nurses’ knowledge and application of physical assessment methods; their thoughts on the necessity of PA; whether the hospitals expect the nurses to know and apply PA; and where the nurses got their training in PA.
The study was completed between November 2003-January 2004 in comparable wards of a university hospital and a private hospital in Istanbul, Turkey. The study sample comprised of 132 subjects, all the nurses in the surgical, cardiology, neurology, intensive care and internal medicine wards of the two hospitals, who gave consent to participate in our cross-sectional survey. The subjects were asked to fill-out a demographic questionnaire and three sheets of Likert Scale questions about their level of knowledge, their need and frequency of use of 39 different PA items. Data were entered and analysed in SPSS statistical package.
The majority of the subjects (% 86.4) thought that physical assessment skills were necessary for their work. We identified measuring vital signs as the most widely known and used PA item in our study population. In contrast, intra-ocular examination was the least known PA item. We used ANOVA testing to examine the effect of work-years (p>0.05: no effect) and the type of hospital ward (p<0.05: statistically significant effect) in ‘knowledge and use of PA methods’. Education level, type of ward nd work-years were strongly associated with a self reported need to use PA methods (p<0.05). We also determined a statistically significant difference between the two hospitals with regards to their knowledge, frequency of use and need to use PA methods (p<0.05).

METHODS: The first step of the multi-step nursing process is comprehensive data collection. Physical assessment (PA) methods were first used in nursing in North America in the sixties. Although PA is an integral part of nursing care, it is not being taught in the majority of undergraduate nursing programs in our country (Turkey). This work is a pilot study attempting to assess clinical nurses’ knowledge and application of physical assessment methods; their thoughts on the necessity of PA; whether the hospitals expect the nurses to know and apply PA; and where the nurses got their training in PA.
The study was completed between November 2003-January 2004 in comparable wards of a university hospital and a private hospital in Istanbul, Turkey. The study sample comprised of 132 subjects, all the nurses in the surgical, cardiology, neurology, intensive care and internal medicine wards of the two hospitals, who gave consent to participate in our cross-sectional survey. The subjects were asked to fill-out a demographic questionnaire and three sheets of Likert Scale questions about their level of knowledge, their need and frequency of use of 39 different PA items. Data were entered and analysed in SPSS statistical package.
The majority of the subjects (% 86.4) thought that physical assessment skills were necessary for their work. We identified measuring vital signs as the most widely known and used PA item in our study population. In contrast, intra-ocular examination was the least known PA item. We used ANOVA testing to examine the effect of work-years (p>0.05: no effect) and the type of hospital ward (p<0.05: statistically significant effect) in ‘knowledge and use of PA methods’. Education level, type of ward nd work-years were strongly associated with a self reported need to use PA methods (p<0.05). We also determined a statistically significant difference between the two hospitals with regards to their knowledge, frequency of use and need to use PA methods (p<0.05).

RESULTS: The first step of the multi-step nursing process is comprehensive data collection. Physical assessment (PA) methods were first used in nursing in North America in the sixties. Although PA is an integral part of nursing care, it is not being taught in the majority of undergraduate nursing programs in our country (Turkey). This work is a pilot study attempting to assess clinical nurses’ knowledge and application of physical assessment methods; their thoughts on the necessity of PA; whether the hospitals expect the nurses to know and apply PA; and where the nurses got their training in PA.
The study was completed between November 2003-January 2004 in comparable wards of a university hospital and a private hospital in Istanbul, Turkey. The study sample comprised of 132 subjects, all the nurses in the surgical, cardiology, neurology, intensive care and internal medicine wards of the two hospitals, who gave consent to participate in our cross-sectional survey. The subjects were asked to fill-out a demographic questionnaire and three sheets of Likert Scale questions about their level of knowledge, their need and frequency of use of 39 different PA items. Data were entered and analysed in SPSS statistical package.
The majority of the subjects (% 86.4) thought that physical assessment skills were necessary for their work. We identified measuring vital signs as the most widely known and used PA item in our study population. In contrast, intra-ocular examination was the least known PA item. We used ANOVA testing to examine the effect of work-years (p>0.05: no effect) and the type of hospital ward (p<0.05: statistically significant effect) in ‘knowledge and use of PA methods’. Education level, type of ward nd work-years were strongly associated with a self reported need to use PA methods (p<0.05). We also determined a statistically significant difference between the two hospitals with regards to their knowledge, frequency of use and need to use PA methods (p<0.05).

CONCLUSION: The first step of the multi-step nursing process is comprehensive data collection. Physical assessment (PA) methods were first used in nursing in North America in the sixties. Although PA is an integral part of nursing care, it is not being taught in the majority of undergraduate nursing programs in our country (Turkey). This work is a pilot study attempting to assess clinical nurses’ knowledge and application of physical assessment methods; their thoughts on the necessity of PA; whether the hospitals expect the nurses to know and apply PA; and where the nurses got their training in PA.
The study was completed between November 2003-January 2004 in comparable wards of a university hospital and a private hospital in Istanbul, Turkey. The study sample comprised of 132 subjects, all the nurses in the surgical, cardiology, neurology, intensive care and internal medicine wards of the two hospitals, who gave consent to participate in our cross-sectional survey. The subjects were asked to fill-out a demographic questionnaire and three sheets of Likert Scale questions about their level of knowledge, their need and frequency of use of 39 different PA items. Data were entered and analysed in SPSS statistical package.
The majority of the subjects (% 86.4) thought that physical assessment skills were necessary for their work. We identified measuring vital signs as the most widely known and used PA item in our study population. In contrast, intra-ocular examination was the least known PA item. We used ANOVA testing to examine the effect of work-years (p>0.05: no effect) and the type of hospital ward (p<0.05: statistically significant effect) in ‘knowledge and use of PA methods’. Education level, type of ward nd work-years were strongly associated with a self reported need to use PA methods (p<0.05). We also determined a statistically significant difference between the two hospitals with regards to their knowledge, frequency of use and need to use PA methods (p<0.05).


SERBEST KÖŞE
9.12 deri va ti on ECG interpretation
Diler Sepit
Pages 34 - 35
Abstract | Full Text PDF

10.Bir Anneden Mektup
Nazlı Baydar
Page 36
Abstract | Full Text PDF

11.Anı Defteri
Özlem Yazıcı Yılmaz
Page 37
Abstract | Full Text PDF

KÜTÜPHANE
12.Hemşirelik ve Sağlık Alanında Önemli Bir Bilgi Merkezi: Koç Üniversitesi Sağlık Yüksek Okulu Kütüphanesi
Güssün Güneş
Pages 38 - 39
Abstract | Full Text PDF

SERBEST KÖŞE
13.Değerli Okurlar
Hemşirelikte Eğitim Ve Araştırma Hastenesi Yayın Kurulu
Page 40
Abstract | Full Text PDF



 
Copyright © 2013
All rights of this website belong to KUHEAD