HEAD: 10 (1)
Volume: 10  Issue: 1 - 2013
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - IV

SERBEST KÖŞE
2.Editörün Kaleminden
Emine Türkmen
Pages 1 - 2
Abstract | Full Text PDF

REVIEW
3.Substance-Use Disorders in Women and the Nurse’s Role
Yeliz Kaya, Nevin Şahin
Pages 3 - 7
Madde kelimesi tıbbi endikasyonu dısında kullanılan ilaçları ve birçok
kimyasal maddeyi tanımlamak için kullanılmaktadır. Madde kullanımı,
Türkiye’de daha çok erkeklere özgü bir problem gibi algılansa da,
kadınlar da madde kullanımına baglı sorunlar yasamaktadır. Kadınların
çalısma yasamına daha fazla katılmaya baslaması ve kendilerine
ait gelirlerinin olması da madde kullanımındaki artıs için önemli bir
faktör olarak belirtilmektedir. Bu makalede kadınlarda alkol, sigara ve
uyusturucu madde kullanımı ve hemsirelerin rollerine iliskin öneriler
incelenmistir. Hemsirelerin kadınların madde kullanımı açısından aileleri
de dikkate alarak tanılama yapması, saglıgı koruma ve gelistirme
modelleri dogrultusunda gerekli girisimleri planlaması gerekmektedir.
Egitim, danısmanlık ve izleme hizmetleri etkili kisilerarası iletisim becerileri
ile sürdürülmelidir.
The term of “substance” is used to describe drugs used outside the scope
of their medical indication and include several chemical substances. In
Turkey, although substance use is often thought of as a problem for
men, women also have substance-use problems. Women who begin to
participate in their working lives and earn their own income are stated
as important reasons for the increase in substance use.
In this article, alcohol, smoking and drug use in women, and
recommendations for nursing care were examined. Nurses should
assess the substance-use problems in these women while taking into
account their families and should also plan appropriate interventions
using models of proper health protection and development. Training,
consulting and monitoring services should be maintained through
effective interpersonal and communication skills.

4.Complementary Therapies for Dysmenorrhea Management
Dilek Coşkuner Potur, Nuran Kömürcü
Pages 8 - 13
Üreme çagındaki kadınların büyük çogunlugu periyodik olarak menstrüel
agrı yasamaktadırlar. Dismenore olarak da adlandıran bu agrı, kadınların,
Amerika’da %85’inde, Türkiye’de ise %81.7’sinde görüldügü
bildirilmektedir. Yaygın olarak görülen agrının, siddeti ha f olabilecegi
gibi, kız ögrencilerin okula, çalısan kadınların ise gitmesini engelleyecek
kadar ciddi olabilmektedir. Bu da ciddi ekonomik kayıplara yol
açmaktadır. Son yıllarda bu kayıplarda göz önüne alınarak, dismenorenin
tedavisi önem kazanmıstır. Ancak çogu kadın dismenoreyi, kendi
baslarına çözümleyebilecekleri bir durum olarak düsünmekte ve bu
sikayetleri nedeni ile saglık kuruluslarına basvurmamaktadır. Bunun
sonucunda, saglık personeline danısmadan gelisi güzel ve asırı dozda
ilaç ve/veya tamamlayıcı tedaviler kullanabilmektedirler. Saglıklı ya da
hasta birey saglıgı gelistirmek, hastalıkları önlemek, hastalık durumlarında
bakım ve tedaviyi desteklemek amacı ile tamamlayıcı tedavi
kullanmaktadırlar. Günümüzde tamamlayıcı tedaviler dünyanın her
yerinde yaygın olarak kullanılmakta ve bir sektör haline dönüsmektedir.
Kadınların dismenore yönetiminde kullandıgı tamamlayıcı tedaviler:
vücut terapileri, zihin beden teknikleri, vitamin mineral destegi
ve bitkisel terapilerdir. Ancak dismenorenin yönetiminde kullanılan
bu yöntemler dogru kullanıldıgında olumlu sonuçlar alınabilmektedir.
Bu yöntemlerin uzman görüsü alınarak dogru sekilde uygulanması ve
kullanılması önemlidir. Saglık bakım profesyoneli olarak okul, halk ve
kadın saglıgı alanlarında çalısan hemsireler, kadınlara dismenorenin
yönetiminde medikal yöntemlere alternatif olarak tamamlayıcı tedavileri
önerebilirler. Bu makalede; konu ile ilgili kaynaklar derlenerek dismenore
yönetiminde kullanılan tamamlayıcı tedavilere yönelik saglık
çalısanlarına bakıs açısı saglamak amaçlanmıstır.
The majority of women who are of reproductive age experience
dysmenorrhea on a periodical basis. Dysmenorrhea is seen in 85% of
women in the U.S. and 81.7% in Turkey. The level of pain may be mild
but it can also be severe, and it can prevent women from attending
school or work resulting in serious economic losses. Therefore,
dysmenorrhea treatment has become an important issue. Many women
consider dysmenorrhea to be a condition with which they can cope
and do not seek medical attention. This results in using medications
and complementary treatment methods without consulting health
professionals. Both healthy and unhealthy individuals may use
complementary treatment methods in order to promote health, prevent
diseases, and support conventional medical treatment. Complementary
treatments are used widely throughout the world and have become
an important part of the health sector. Complementary treatment
methods used for dysmenorrhea management include body therapies,
mind – body techniques, vitamin and mineral supplements, and herbal
therapies. However, these methods lead to positive outcomes only if
they are applied correctly. It is important for these treatments to be used
after consulting a health professional. Nurses who work in the  elds of
school, public, and women’s health can recommend complementary
treatments for the management of dysmenorrhea. This article provides
health professionals with an overview of the complementary treatment
methods used for dysmenorrhea.

RESEARCH ARTICLE
5.The Effect of The Arranged Inservice Training Associated with Patient Safety on The Knowledge Levels of Nurses
Emine Kır Biçer, Yasemin Güçlüel, Aysun Neymen, Şenay Yiğit
Pages 14 - 20
AMAÇ: Bu arastırma, hemsirelerin hasta güvenligi ile ilgili bilgi düzeylerini
saptamak ve verilen hizmet içi egitimin bilgi düzeylerine etkisini
belirlemek için planlanmıstır.
YÖNTEMLER: Çalısma ön-test son-test karsılastırmalı yarı deneysel tiptedir.
Arastırmaya 10-24 Mart 2011 tarihlerinde bir üniversite hastanesinin
“Iç Hastalıkları Anabilim Dalı Klinikleri”nde çalısan 90 hemsire katıldı.
Katılımcılara hasta güvenligi konularında hizmet içi egitim verilerek
egitim öncesi ve sonrası hasta güvenligi konusunda hazırlanmıs soru
formu uygulandı. Veriler, yüzdelik ve ki-kare testi kullanılarak degerlendirildi.
BULGULAR: Hemsirelerin %15’inin daha önce hasta güvenligi konusunda
egitim aldıgı ve %23.3’ünün uygulamalar sırasında hasta güvenligi
sorunu yasadıgı saptandı. Hasta güvenligine iliskin egitimin ön-test ve
son-test sonuçlarına bakıldıgında; ilaç güvenligi, kan ve kan ürünleri,
enfeksiyon riskinin azaltılması, düsme riski ve radyasyon güvenligi
konularında son testte dogru cevap sayılarında anlamlı artıslar oldugu
belirlendi (p<0.001).
SONUÇ: Kurumda gerçeklestirilen çalısan güvenligi hizmet içi egitim
programının hemsirelerin bilgi düzeylerini artırdıgı saptandı. Hasta
güvenligi konusunda hizmet içi egitim programlarının düzenlenmesi
yararlı olacaktır.
OBJECTIVE: This research has been conducted to determine what nurses
know about patient safety and to investigate the effects of an in-service
training on their knowledge levels.
METHODS: This is a comparative pre-test and post-test semi-experimental
study. 90 nurses working at the Internal Diseases Department Clinics
of a university hospital participated in the research in March 2011.
The participants were provided with an in-service training regarding
patient safety and they were given questionnaires about patient safety
before and after the training. The data was evaluated in percentages
and by using chi-square test.
RESULTS: It was determined that 15% of the nurses had previously taken
patient safety trainings and 23.3% experienced patient safety problems
during care. When the pre-test and post-test results of the training were
taken into account, it was observed that there were signi cant increases
in the number of correct answers given on the post-test regarding the
subjects of drug safety, blood and blood products, lowering the risk of
infection, lowering the risk of falling, and radiation safety (p=0.000).
CONCLUSION: It has been determined that the patient safety in-service
training program has increased the knowledge levels of the nurses. It
would be bene cial to arrange more in-service training programs on
the subject of patient safety.

6.Mothers Breastfeeding Self-Ef cacy and Success: Analysis The Effect of Education Based on Improving Breastfeeding Self-Ef cacy
Merlinda Altus Tokat, Hülya Okumuş
Pages 21 - 29
AMAÇ: Dennis’in Emzirme Öz Yeterlilik Kuramına dayalı antenatal emzirme
egitiminin emzirme öz-yeterlilik algısına ve emzirme basarısına
etkisini incelemektir.
YÖNTEMLER: Izmir ilinde bir Aile Saglıgı Merkezinde yapılan yarı-deneysel
bir çalısmadır. Çalısmaya davet edilen 109 gebe anneden 82’si (%75.2)
çalısmaya katılmayı kabul etmistir (41’i deney ve 41’i kontrol grubu).
Gebelere Dennis’in Emzirme Öz-Yeterlilik Kuramına dayalı toplam sekiz
saatlik egitim uygulanmıstır. Emzirme öz-yeterlilik algısı Emzirme
Öz-Yeterlilik Ölçeginin-Kısa Sekli ve Antenatal Emzirme Ölçegi, emzirme
basarısı ise LATCH Emzirme Tanılama ve Degerlendirme Aracı kullanılarak
degerlendirilmistir. Emzirme Öz-Yetrlilik Algısı egitim öncesi,
egitim sonrası, postpartum 1. ve 6. haftada degerlendirilmistir. Emzirme
basarısı ise postpartum 1. ve 6.haftada incelenmistir. Sonuçları
degerlendirmek için MANOVA, bagımsız gruplarda t testi ve bagımlı
gruplarda t testi kullanılmıstır.
BULGULAR: Sonuçlar deney grubunda emzirme öz-yeterlilik algısının
daha yüksek oldugunu ve bu durumun ölçüm yapılan tüm zaman dilimlerinde
devam ettigini belirlenmistir (p<0.01). Aynı zamanda deney
grubu postpartum 1. (p<0.001) ve postpartum 6. haftada (p<0.05)
daha iyi bir emzirme basarısı göstermistir.
SONUÇ: Dennis’in Emzirme Öz-Yeterlilik Kuramına dayalı egitim emzirme
öz-yeterlilik algısını gelistirmede ve emzirme basarısını artırmada
etkilidir. Bu nedenle mevcut egitim programları tekrar incelenerek,
bilgi vermek temelline dayalı egitimler degil annelerin öz-güvenini gelistirecek
nitelikte egitimler düzenlemelidir.
OBJECTIVE: To evaluate the effects of an antenatal breastfeeding education
program based on the Dennis Breastfeeding Self-Ef cacy Theory for
mothers’ breastfeeding self-ef cacy and breastfeeding success.
METHODS: A quasi-experimental study was performed in a Maternal
Child Health Center in Izmir, Turkey. A total of 82 out of 109
pregnant mothers (75.2%; 41 intervention and 41 control group)
agreed to participate. Breastfeeding Self-Ef cacy was measured
with the Breastfeeding Self-Ef cacy Short Form Scale and Antenatal
Breastfeeding Self-Ef cacy Short Form Scale, and breastfeeding success
was measured with the LATCH Assessment Tool. Breastfeeding selfef
 cacy was measured before the education, as well as at one-week
postnatal and six-weeks postnatal respectively. At one-week postnatal
and six-weeks postnatal, breastfeeding success was also evaluated. To
determine the effectiveness of the intervention MANOVA, independent
samples t test and paired samples t test were used.
RESULTS: The results indicate that the intervention group had signi cant
higher breastfeeding self–ef cacy and maintained this distinction
in all measurement periods antenatally and postnatally (p<0.01).
Furthermore, the intervention group presented signi cantly better
results in breastfeeding success at one week postnatal (p<0.001) as well
as at 6 weeks (p<0.05).
CONCLUSION: The breastfeeding education program, based on Dennis
Breastfeeding Self-Ef cacy, is effective for improving breastfeeding
self-ef cacy and breastfeeding success. Consequently, the existing
education programs should be reviewed and programs should include
contexts that will improve mothers’ con dence, rather than just be
informative brie ngs.

REVIEW
7.Type 1 Diabetes Management: Example of a Nursing Model
Çağrı Çövener, Ayşe Ferda Ocakçı
Pages 30 - 37
Dünyada sıklıgı artan ve görülme yası gittikçe azalan Tip 1 diyabet, iyi
yönetildiginde çocuk ve ergenlerin kaliteli bir yasam sürdürmelerine
engel olusturmamaktadır. Bunun gerçeklesmesinde diyabet egitimini
saglayan hemsirelere büyük sorumluluklar düsmektedir. Ülkemizde
diyabet egitim hemsireleri tarafından diyabet merkezlerinde egitimler
verilmesine karsın bu egitimlerin verilis biçimleri bir standarda oturtulmamıstır.
Hemsirelik uygulamalarının sistematize edilmesinde ve hemsirelik
arastırmalarına yön vermede kullanılan kuram ve modeller, bakıma
yansıtıldıgında çözüm getirici yaklasım saglayarak hemsirelik bakımının
kalitesini artırırlar. Hemsirelik bakımında verilen egitimlerin standartlastırılması
bakımın kalitesini ve profesyonelligi artırır. Bu makalede,
Saglıgı Gelistirme Modeli ile Tam Ögrenme Kuramı kullanılarak
Tip 1 diyabetli çocuk/ergenler için diyabet egitiminin standartlastırılmasına
yönelik bir örnek verilmistir. Bu örnegin farklı kronik hastalıkların
yönetimine de uyarlanabilir nitelikte oldugu düsünülmektedir.
An increase in the incidence of Type 1 diabetes in the world and
a decrease in the age of onset does not mean a lower quality of life
for diabetic adolescents and children when well-managed. Nurses
providing diabetes education have important responsibilities in
realizing this. Although there are education programs in diabetes
centers by specialist nurses in Turkey, no standardized education has
been established.
The quality of nursing care increases by providing solutionfocused
approaches when theories and models are implemented to
systematize nursing practices and give direction to nursing research.
Standardizing education in nursing care improves the quality of care
and professionalism. In this article, an example is given in order to
illustrate the diabetes education standards for adolescents/children
with Type 1 diabetes by using Type 1 Diabetes Management Model
based on the Health Promotion Model and Mastery Learning Theory.
It is believed that this example may be adapted for the management of
different chronic diseases.

RESEARCH ARTICLE
8.The Knowledge and Attitudes of Pediatric Nurses towards Vital Signs
Hatice Yıldırım Sarı, Sibel Çevik Yöntem, Derya Demir, Nalan Karaoğlan, Sevinç Şengün Başkurt, Saniye Çimen
Pages 38 - 44
AMAÇ: Bu arastırma pediatri hemsirelerinin yasam bulguları konusundaki
bilgileri ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıstır.
YÖNTEMLER: Arastırma Izmir ilinde yer alan bir çocuk hastanesinde yürütülmüstür.
Arastırmaya, hastaların yatarak tedavi gördügü kliniklerde
çalısan, arastırmaya katılmaya istekli olan 111 hemsire katılmıstır.
Arastırmada “Sosyo-demogra k Soru Formu”, “Yasam Bulguları Bilgi
Degerlendirme Anketi”, “Yasam Bulguları Tutum Degerlendirme Anketi”
ve “Olgu Izlem Formu” olmak üzere dört ayrı form kullanılmıstır.
Yasam Bulguları Bilgi ve Tutum Degerlendirme Anketleri; genel ilkeler,
vücut sıcaklıgı, nabız, solunum, kan basıncı ve agrı izlemlerine iliskin
sorulardan olusmaktadır. Bilgi ve tutum anketleri, Royal Hemsirelik
Okulu (Royal College of Nursing) tarafından yayınlanan “Bebek,
çocuk ve gençlerde yasam bulgularının ölçülmesi, degerlendirilmesi
ve izlenmesi standartları” ile “Çocuklarda akut agrının tanınması ve
degerlendirilmesi”ne iliskin rehberlere göre hazırlanmıstır. Bilgi anketinde
46, tutum anketinde 19 soru yer almaktadır. Olgu Izlem Formu
orta-agır dehidratasyon bulgularına göre hazırlanmıstır.
BULGULAR: Arastırmaya katılan hemsirelerin yas ortalaması 31.2±6.3’tür.
Hemsirelerin bilgi anketinden aldıkları puanlar; genel ilkeler bölümünde
87.9±7.8, vücut sıcaklıgında 87.6±10.1, nabızda 93.1±8.0,
solunumda 96.4±7.4, kan basıncında 92.8±7.0, agrıda 91.8±9.8’dir.
Tutum anketinden aldıkları puan ortalamaları genel ilkeler bölümünde
81.7±11.99, vücut sıcaklıgında 87.4±15.9, nabızda 89.6±12.5, solunumda
95.3±9.8, kan basıncında 95.8±12.2, agrıda 91.0±15.5’tir.
Hemsirelerin %49’u yasam bulguları izlem sıklıgına hemsirenin kendisinin
karar vermesi gerektigini belirtirken, %41.4’ü hekim isteminde
yazılması gerektigini belirtmistir. Çalısma yılı ile kan basıncı ölçümüne
yönelik tutum puanları arasında anlamlı iliski bulunmaktadır. Olgunun
izlem sıklıgı konusunda hemsirelerin cevapları arasında farklılıklar
bulunmaktadır.
SONUÇ: Bulgularımıza göre hemsirelerin yasam bulguları konusundaki
bilgi ve tutum puanları oldukça yüksektir. Özellikle uzun süredir
klinikte çalısan hemsirelerin yasam bulgu izlemine iliskin bilgilerinin
güncellenmesi amacıyla kanıta dayalı rehberlere baglı kalınarak hizmet
içi egitimler düzenlenebilir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to determine the knowledge and attitudes of pediatric nurses on the topic of vital signs.
METHODS: The study was conducted at a children’s hospital located in
the province of Izmir, Turkey. One hundred eleven nurses working in
the inpatient wards participated in the study. The following four forms
were used in the study: “The Socio-demographic Questionnaire”, “The
Vital Signs Knowledge Assessment Survey”, “The Vital Signs Attitude
Assessment Survey” and “Case/Patient Follow-up Form”. The Vital
Signs Knowledge and Attitude Assessment Surveys consist of questions
regarding vital signs and the general principles, temperature, pulse,
respiration, blood pressure and pain. The knowledge and attitude
surveys were prepared in accordance with the guidelines published by
the Royal College of Nursing: “Standards for assessing, measuring and
monitoring vital signs in infants, children and young people” and “The
Recognition and assessment of acute pain in children”. The knowledge
survey comprises 46 questions and the attitude survey comprises 19
questions. “The Case Follow-up Form” was prepared according to the
 ndings of moderately severe dehydration.
RESULTS: The average age of nurses who participated in the study was
31.2±6.3. The nurses’ knowledge survey scores were 87.9±7.8 for
general principles, 87.6±10.1 for temperature, 93.1±8.0 for pulse,
96.4±7.4 for respiration, 92.8±7.0 for blood pressure, and 91.8±9.8
for pain. The averages of the attitude survey scores were 81.7±11.99
for general principles, 87.4±15.9 for temperature, 89.6±12.5 for pulse,
95.3±9.8 for respiration, 95.8±12.2 for blood pressure, and 91.0±15.5
for pain. Although 49% of nurses stated that nurses should decide
the frequency of monitoring vital signs, 41.4% of them stated that it
should be ordered (written) by the physician. It was found that there
was a signi cant relationship between the year of work and the attitude
scores of blood pressure measurement. There were differences between
the frequency of nurses’ responses in the case follow-up.
CONCLUSION: According to our  ndings, the nurses’ knowledge and
attitude scores relating to the monitoring of vital signs were quite high.
In order to update nurses’ knowledge and to develop better behaviors
toward monitoring vital signs, in-service trainings following evidencebased
guidelines should be provided, especially for nurses working in
the clinics for a long time.

9.The Turkish Adaptation of the Fall Risk Assessment Scale Developed by the Delmarva Foundation: A Reliability and Validity Study
Devrim Eren Tekin, Nurdan Kara, Nazife Utlu Tan, Fırat Arkuran
Pages 45 - 50
AMAÇ: Bu çalısmanın amacı, hastanelerden yatarak hizmet alan hastaların
düsme riskini degerlendirmek üzere Delmarva Vakfı tarafından
gelistirilen ölçegin Türkçe versiyonunun geçerlilik ve güvenilirligini
sınamaktır.
YÖNTEMLER: Metodolojik bir çalısma olup, Agustos-Ekim 2007 tarihleri
arasında, Marmara Bölgesi’ndeki özel bir hastaneden yatarak hizmet
alan 101 hasta üzerinde gerçeklestirilmistir. Ölçegin dil geçerliligi saglanmıs
ve güvenilirlik yönünden gözlemciler arası Kappa analizi ile
degerlendirilmistir.
BULGULAR: Ölçegin, bilinç düzeyi/mental durum, düsme hikayesi, ambulasyon/
tuvalet durumu, görme durumu, yürüme ve denge, ortostatik
degisiklikler, ilaçlar, hastalıklar ve ekipman varlıgı parametrelerine
iliskin Kappa degerleri 0.451-0.946 arasında bulunmustur (p<0.001).
Ölçegin toplam puan Kappa degerinin ise 0.753 (p<0.001) oldugu saptanmıstır.
SONUÇ: Degerlendiriciler arası güvenilirlik yönünden ölçegin yeterli
düzeyde güvenilir oldugu bulunmustur. Ancak ölçegin kapsam geçerliliginin
ve benzer ölçeklerle güvenilirlik çalısmalarının yapılmasına
ihtiyaç vardır.
OBJECTIVE: The purpose of this study is to test the validity and
reliability of the Turkish version of the scale developed by the Delmarva
Foundation which determines the fall risks of inpatients at hospitals.
METHODS: This is a methodological study conducted on 101 inpatients
receiving treatment at a private hospital in the Marmara region of
Turkey between August and October 2007. The scale’s language
validity was ensured and its reliability aspects were assessed with
Kappa analysis inter-observers.
RESULTS: Kappa values relating to the parameters for level of consciousness/
mental status, history of falls, ambulation/elimination status, vision
status, gait and balance, orthostatic changes, medications, predisposing
diseases and equipment issues were found to be between
0.451-0.946 (p<0.001). The scale’s total point Kappa value was determined
to be 0.753 (p<0.001).
CONCLUSION: The scale has been found to be at a suf ciently reliable
level from the stand point of inter-raters reliability. However, studies
of this scale’s scope validity and reliability with similar scales need to
be made.

CASE REPORT
10.The Supposed Effects of Applying Sandbag Compression after a Coronary Angiography and Vasovagal Syncope: A Case Study
Derya Çınar, Nermin Olgun
Pages 51 - 55
Vazovagal senkop en sık görülen nörokardiyojenik senkoptur. Birçok
klinik durum vazovagal senkopa zemin hazırlayabilir. Tetikleyici faktörler
veya altta yatan neden bulundugunda senkop yönetiminin basarısı
yüksektir.
Geçirilmis akut miyokard infarktüsü tanısıyla müracaat eden 50 yasında
erkek hastaya koroner anjiyogra ile stent uygulandıktan sonra
girisim yapılan femoral arter bölgesine kanamayı önlemek için sheath
üzerine kompresyon amacıyla kum torbası konuldu. Islem sırasında
vital bulguları stabil olan hastada kum torbası basısı yapıldıktan hemen
sonra hipotansiyon, bradikardi, ani ve kısa süreli bilinç kaybı ve
takiben asistoli gelisti. Hematom ve kanama kontrolü için kum torbası
kaldırılan, bradikardiyi tedavi etmek için 1mg atropin IV uygulanan
hastanın tablosunda düzelme gözlendi. Girisim bölgesine kum torbasının
yaptıgı agırlıgın hastada agrı olusturdugu düsünüldü. Islem öncesi
ve sırasında ritm problemi olmayan, vital bulguları izlemi iyi olan hastada
kum torbası basısının vazovagal senkop gelismesinde tetikleyici
olabilecegi düsünüldü.
The most common neurocardiogenic syncope is considered to be
vasovagal syncope. Numerous conditions are responsible for these
vasovagal episodes. The management of syncope is highly successful
when triggers and underlying causes are found.
After a 50-year-old male patient admitted to hospital and diagnosed with
myocardial infarction was given an angiographic stent intervention, a
sandbag compression was applied to the sheath on the femoral artery
in order to control bleeding. While the patient’s vital signs were stable
during the procedure, immediately after the sandbag compression
was applied, the patient developed a sudden onset of hypotension
and bradycardia, and consequent transient unconsciousness and
asystole. After administering atropine of 1mg intravenous bolus to
treat bradycardia and removing the sandbag compression, the patient’s
condition improved. We supposed that the sandbag compression at
the point of intervention raised pain levels. We concluded that the
painful stimulus caused by a heavy sandbag compression may have
triggered the onset of vasovagal syncope in such a patient who showed
no preexisting arrhythmia or abnormal vital signs.



 
Copyright © 2013
All rights of this website belong to KUHEAD