HEAD: 13 (2)
Volume: 13  Issue: 2 - 2016
Hide Abstracts | << Back
1.Editorial

Page I

2.Cover

Pages I - IV

SERBEST KÖŞE
3.I’m Older, I Have Pain !
Burcu Babadağ, Güler Balcı Alparslan
doi: 10.5222/HEAD.2016.067  Pages 67 - 71
Yaşlı nüfusundaki artış çeşitli sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Yaşlılıkla birlikte kronik hastalıkların görülme oranı yükselmekte ve ağrı sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olmaktadır. Ağrının kişi tarafından ifade edilişi; yaş, cinsiyet, duygusal durum, yaşanılan ağrı deneyimi gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Bu faktörler arasında özellikle yaş etkeni dikkate alınmalıdır. Çünkü; yaşlılarda ağrı inançları ve ağrıyla başa çıkma stratejilerinde de farklılıklar görülebilmektedir. Özellikle yaşlılar arasında ağrının yaşlanmanın doğal bir süreci olarak görülme inancı, bu inancın yaşlılarla çalışan sağlık personeli tarafından da onaylanması, ağrının yönetiminde zorluklar yaşatabilmektedir. Ayrıca, yaşlı bireyde görülen bilişsel ve fizyolojik değişiklikler nedeniyle ağrının değerlendirilmesi ve ağrının tedavisi güçleşmektedir. Dolayısıyla, hastanın primer bakımından sorumlu olan hemşirelere yaşlı bireyin ağrısının değerlendirilmesinde, ağrı tedavisi ve bakımında önemli sorumluluklar düşmektedir. Bu sebeple; yaşlı bireyde ağrı yönetiminde rehberlerin ve algoritmaların kullanılması kolaylık sağlayacaktır. Bu makalede; yaşlı bireyin ağrı değerlendirilmesinde, ağrı tedavisi ve bakımında hemşirenin rolü, yaşlı bireyin ağrı değerlendirilmesinde kullanılan algoritma, gözlenen değişiklikler ve anahtar bileşenlere yer verilmiştir.
The increasing elderly population brings with it a variety of health problems. With aging, the incidence of chronic disease has increased and pain becomes one of the most common health complaints. Pain expression is affected by many factors such as a patient’s age, gender, emotional condition, and pain experience. Among the factors that must be considered, age is especially important because the elderly often express differences between pain beliefs and coping strategies. When pain is seen as a natural process in aging, especially among the elderly, and this belief is confirmed by the health professional who work with them, the elderly can experience great difficulties in managing their pain. Therefore, nurses who are responsible for the patient’s primary care have important responsibilities related to older patients’ assessment of pain, pain treatment, and care. Moreover, the assessment and treatment of pain can be difficult due to cognitive and physiological changes in older people. For this reason, it is easier to use pain management guidelines and algorithms for elderly patients. The role of nurses in assessing pain in elderly patients, pain treatment and care, the algorithm used in the evaluation of elderly pain, observed changes and other key components are discussed in this article.

4.Nursing Care of Pediatric Cardiac Surgery Patients on Extracorporeal Membrane Oxygenation Support
Filiz Gündüz, Yadigar Arpa, Kutsal Körkuş, Etkin Keskin, Yusuf Kenan Yalçınbaş
doi: 10.5222/HEAD.2016.072  Pages 72 - 78
Pediyatrik kalp cerrahisi sonrası kardiyopulmoner yetersizliği olan hastalarda; optimal geleneksel tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, geçici kalp ve akciğer destek cihazlarının kullanımında giderek artış gözlenmektedir. Geçici kardiyopulmoner destek sağlayan cihazlardan biri de ekstrakorporeal membran oksijenasyonu cihazıdır. Ekstrakorporeal membran oksijenasyonu desteğindeki pediatrik hastada ileri düzeyde hemşirelik bakımı mortalite ve morbidite oranını düşürülmesinde önemli katkı sağlamaktadır. Kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde hemşireler ekstrakorporeal membran oksijenasyonu uygulanan hastanın bakımı konusunda özel eğitim almalıdır. Bu yazıda, pediyatrik kalp cerrahisi sonrası ekstrakorporeal membran oksijenasyonu desteği gereken hastalarda hemşirelik bakımı anlatılmaktadır.
In pediatric patients with cardiopulmonary failure after cardiac surgery, there is an increase in the use of temporary cardiopulmonary support systems if optimal conventional treatment methods are inadequate. An extracorporeal membrane oxygenation support device is one of the temporary cardiopulmonary support modalities used for these patients. Advanced nursing care can significantly contribute to the reduction of mortality and morbidity of pediatric patients on extracorporeal membrane oxygenation support. Nurses working in cardiovascular surgery intensive care units should be trained in caring for patients on extracorporeal membrane oxygenation support. This paper describes the nursing care of patients requiring extracorporeal membrane oxygenation support after pediatric cardiac surgery.

5.Vaginal Birth After Caesarean: Guidelines According to Some Countries
Emre Yanıkkerem, Aslı Karakuş
doi: 10.5222/HEAD.2016.079  Pages 79 - 87
Dünya Sağlık Örgütü 2010 raporunda 54 ülkenin sezaryen (CS) oranı %10’un altında olmasına rağmen, 69 ülkede CS oranı %15’in üzerinde, 14 ülkede ise %10-15 arasında olduğu belirtilmiştir. Sezaryen sonrası vajinal doğum (SSVD) her geçen gün artan CS oranını azaltmada bir seçenektir. Ülkelerin SSVD’a yaklaşımları birbirinden farklıdır. Bu makalede bazı ülkelerin dernekleri tarafından kanıta dayalı uygulamalar doğrultusunda geliştirilen SSVD rehberleri (dokuz rehber) incelenmiştir. İncelenen rehberlerde ortak olan öneriler; SSVD ve isteğe bağlı CS riskleri ve yararları hakkında kadına bilgi ve danışmanlık sunulması gerektiği belirtilmektedir. Kadınlara SSVD planlandığında, uterin rüptür ya da diğer komplikasyonlara karşı acil bakımı sağlayacak sağlık çalışanlarının ve ekipmanların hazır bulunması önerilmektedir. Kadının önceden vajinal doğum yapmış olması SSVD başarısını artırmada en güçlü belirleyici olduğu ifade edilmektedir. Bu makalede, SSVD’nin yararları ve riskleri, SSVD uygulama kriterleri, başarısını etkileyen faktörler, izlem, kayıt, planlama ve bilgilendirmeye yönelik sonuçlar, incelenen rehberler doğrultusunda alt başlıklara ayrılarak verilmiştir.
A 2010 World Health Organization report stated that 69 countries had caesarean section (CS) rates above 15% whereas 54 showed rates below 10%, and 14 countries had rates between 10 and 15%. Vaginal birth after caesarean (VBAC) is an option to reduce the day to day increase in CS rates. Countries approach VBAC in a variety of ways. In this review, the VBAC guidelines (nine guidelines) improved by some countries in line with evidence-based practice are studied. Common recommendations in the review of these guidelines stated that women should be offered information and counseling about the risks and benefits of VBAC. For a woman who had previously had a CS and has planned a vaginal birth, the probability of having uterine rupture or other complications must be considered and health care providers and equipment providing emergency care are recommended to be ready. It is stated that a woman’s previous vaginal birth is the strongest determinant in increasing the success of VBAC. In this review, the benefits and risks of VBAC, implementation criteria, factors affecting success, monitoring, recording, results towards planning, and informing are discussed in line with the examined guidelines.

6.Is Prophylactic Oophorectomy Necessary to Reduce the Risk of Breast and Ovarian Cancer?
Ruşen Öztürk, Özlem Güner, Ümran Sevil
doi: 10.5222/HEAD.2016.088  Pages 88 - 94
Profilaktik bilateral salpingo-ooferektomi BRCA 1/2 mutasyonlu kadınlarda kanser riskinin azaltılması için birçok ülkede yaygın olarak uygulanmaktadır. Tümör supresör genler olan BRCA 1/2 gen mutasyon taşıyıcılarında, yaşam boyu, meme ve over kanseri yakalanma riski daha yüksektir. BRCA 1/2 gen mutasyonları ile meme ve over kanserleri arasındaki ilişkinin ortaya konması ile profilaktik bilateral salfingo-ooferektominin over kanserine olduğu kadar meme kanseri için de koruyucu etkisinin mevcut olduğu düşünülmektedir. Genetik mutasyon analiz testlerinin yapılabilirliğinin artması ile risk azaltıcı cerrahinin yararları ve etkileri konusunda birçok tartışma ortaya atılmıştır. Risk azaltıcı stratejinin seçiminde, en uygun yöntemin hangisi olduğuna dair net sınırlar olmadığı için, hasta ve sağlık personeli açısından tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Seçilecek risk azaltıcı cerrahinin kanser riskine, sürveyansına ve yaşam kalitesine olan etkileri anahtar kriterlerdir. Profilaktik bilateral salpingo-ooferektomi anlamlı olarak meme kanseri riskini yaklaşık %50 ve over kanseri riskini %80-95 azaltmakta olmasına karşın buna menopoz semptomları, yaşam kalitesinde bozulma ve hızlanmış kemik kaybı eşlik edebilmektedir. Bu nedenle, profilaktik bilateral salpingo-ooferektominin zamanlaması ve cerrahi girişim sonrası hormon replasman tedavisinin kullanılması ile ilgili kararlar dikkatlice değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında bu derleme, son zamanlarda sık başvuran bir yöntem olan, profilaktik bilateral salpingo-ooferektominin, düşük ve yüksek riskli over ve meme kanserli olgularda yapılmasının, yarar ve zararlarının tartışılması, hemşirelerin bu cerrahiye yönelik farkındalıklarının ve bilgi gereksinimlerinin karşılanması amaçlanmaktadır.
Prophylactic bilateral salpingo-oophorectomy has been widely practiced in many countries to reduce the risk of cancers in women with BRCA 1/2 mutations. BRCA1/2 gene mutation carriers with tumor suppressor genes confer a high lifelong risk of breast and ovarian cancers. Prophylactic bilateral salpingo-oophorectomy (PBSO) is considered to have a preventative effect on ovarian cancer as well as breast cancer due to the relationship between BRCA1/2 gene mutations and breast and ovarian cancers. Parallel to defining a strong relationship between BRCA-1/2 mutations and the development of breast/ovarian cancers and increasing the feasibility of genetic mutation analysis test, many controversies about the benefits and effects of risk-reducing surgeries have been raised. The impact of the preferred risk-mitigation strategies on cancer risk, survival, and quality of life are key criteria in this regard. Bilateral prophylactic salpingo-oophorectomy significantly reduces breast cancer risk by approximately 50% and ovarian cancer risk by 80-95% but may be accompanied by menopausal symptoms, impaired quality of life, and accelerated bone loss. Therefore, decisions regarding the timing of bilateral prophylactic salpingo-oophorectomy and the use of post-bilateral prophylactic salpingo-oophorectomy hormone replacement therapy must be carefully considered. This review was conducted to discuss the benefits and disadvantages of PBSO use on low- and high-risk ovarian and breast cancer patients in addition to meeting the information requirements and awareness of nurses for this type of surgery.

RESEARCH ARTICLE
7.Nursing and Humor: Do the Departments Where Nurses Work Affect Their Humor Styles?
Gülcan Bagcivan, Merve Ünal, Aylin Akın, Fatma İlknur Çınar, Nurten Özen
doi: 10.5222/HEAD.2016.095  Pages 95 - 100
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşirelerin kullandıkları mizah tarzlarının belirlenmesi ve çalıştıkları bölüme göre mizah tarzlarının değişip değişmediğinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma Ankara’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde Ocak-Nisan 2014 tarihlerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 259 hemşire dahil edilmiştir. Veriler “Hemşire Bilgi Formu” ve “Mizah Tarzları Ölçeği (MTÖ)” ile toplanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler; sayımla belirlenen değişkenler için sayı ve %, ölçümle belirlenen değişkenler için ortalama±standart sapma şeklinde gösterilmiştir. Karşılaştırmalı istatistiklerde, “t testi”, ve “tek yönlü varyans analizi (ANOVA)” testleri kullanılmıştır.
BULGULAR: Hemşirelerin MT֒den aldıkları puanlara göre, uyumlu-olumlu mizah tarzı puanları uyumsuz-olumsuz mizah tarzı puanlarından istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Hemşirelerin en çok kullandıkları mizah tarzı “katılımcı mizah” ve en az kullandıkları mizah tarzı ise “saldırgan mizah”dır. Hemşirelerin kullandıkları mizah tarzları çalışma alanlarına göre anlamlı farklılık göstermemektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemşirelerin kullandıkları mizah tarzlarının çalıştıkları bölümlere göre istatistiksel olarak farklılık göstermediği görülmüştür. İleriki araştırmalarda hemşirelerin kullandıkları mizah tarzlarının çalıştıkları bölüme göre değişip değişmediğinin belirlenmesi için hemşirelerin çalıştıkları bölüme ilk başladıkları zaman ve belirli bir süre sonra tekrar mizah tarzlarının değerlendirilmesi önerilmektedir. Ayrıca hemşirelerin çalıştıkları bölümlere göre, çalışma ortamında mizahı nasıl kullandıkları ve mizah kullanımından nasıl etkilendiklerinin değerlendirileceği yeni araştırmaların yapılması önerilmektedir.
INTRODUCTION: To determine the humor styles of nurses who work in a training and research hospital and whether the humor styles of nurses change according to their department.
METHODS: This descriptive study was conducted in a training and research hospital in Ankara between January and April 2014. The study sample comprised 259 nurses. The data were collected using “nurse information form” and “The Humor Styles Questionnaire (HSQ)”. SPSS for Win. Ver. 15.00 (SPSS Inc. Chicago, IL, USA) was used for data analysis. The descriptive statistics were shown as n, %, mean± standard deviation. One-way ANOVA, paired sample t test, and independent t test were conducted to evaluate the data.
RESULTS: According to the HSQ score of nurses, the mean score of compatible-positive humor style subscale was statistically higher than incompatible-negative humor style score. The most humorous style used by the nurse was "participatory humor style" and the least used was “aggressive humor style”. There is no significant differences between nurses humor style and work area.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was found that there was no differences style of humor used by nurses according to their departments. To find more precisely result about this subject it is recommended that further studies should evaluate and compare of humor style of nurses first day and after a while when the nurses start to work in new department. Also it is recommended that, further studies can evaluate that how nurses use humor in their department, and how they are impressed with use of humor in practice.

8.The Effects That Family Planning Methods Have on Married Women’s Sexual Health and SelfEsteem
Nuray Egelioğlu Cetişli, Ekin Dila Top, Gülden Arkan, Ferda Kaba, Feyza Ertop
doi: 10.5222/HEAD.2016.101  Pages 101 - 106
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, evli kadınların kullandıkları aile planlaması yönteminin cinsel sağlık ve benlik saygısı üzerine etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, Temmuz 2014-Nisan 2015 tarihleri arasında İzmir ilinde bulunan bir üniversite hastanesinin kadın doğum polikliniklerine başvuran herhangi bir aile planlaması yöntemi kullanan ve araştırmaya katılmayı kabul eden evli 269 kadın ile yürütülmüştür. Veriler Birey Tanıtım Formu, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Alt Ölçeği ile kadınların mahremiyetini korumak için kapalı zarf tekniği ile toplanmıştır. Değerlendirmede tanımlayıcı istatistikler, t testi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testi kullanılmıştır.
BULGULAR: Modern AP yöntemi kullanan kadınların Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği puan ortalaması 13.28±5.22, geleneksel AP yöntemi kullananların 19.97±7.48’ dir ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (t=-7.134, p=0.000). Kadınların Rosenberg Benlik Saygısı Alt Ölçeği Puan Ortalamaları incelendiğinde modern yöntem kullananların (1.23±0.55) geleneksel yöntem kullananlara (2.35±1.36) göre puanlarının daha düşük olduğu, bu farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada, modern aile planlaması yöntemlerini kullanan kadınların, geleneksel aile planlaması yöntemlerini tercih edenlere göre cinsel sağlıklarının daha iyi ve benlik saygılarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin aile planlaması hizmetlerini yürütürken, başvuranların kendileri için en uygun ve etkili yöntemi tercih etmeleri için cinsel sağlık ve benlik saygılarını değerlendirmeleri yararlı olabilir.
INTRODUCTION: To determine the effects that family planning methods have on married women’s sexual health and self-esteem
METHODS: This descriptive and cross-sectional research was conducted through July 14 - April 2015 in a university hospital in Izmir and 269 women applied to the gynaecology clinic accepted to attend the study. Data were collected by Personal Information Form, Arizona Sexual Experience Scale, Rosenberg Self-Esteem Scale. To protect the confidentiality forms were collected by closed envelope. Descriptive statistics, t-test, MannWhitney U, and Kruskall Wallis test was used in the evaluation.
RESULTS: The Arizona Sexual Experience Scale score average of women that chose modern family planning methods was 13.28±5.22 and 19.97±7.48 for women that chose classic methods. The difference between them was statistically meaningful (t=-7.134, p=0.000). The Rosenberg Self-Esteem subscale score average of women that prefered modern family planning method (1.23±0.55) was less than those who prefered classic methods (2.35±1.36) and this difference was also found to be statistically meaningful.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this study, it was found that women's sexual health that choose the modern family planning methods is better and their self-esteem is higher compared to women that prefer classical methods. It might be helpful for applicants to evaluate their sexual health and self-esteem while selecting the most appropriate and effective method for them.

9.Nursing Students’ Opinions About the Standardized Patients and Part Task Trainers Used in The Clinical Skills Training
Şenay Sarmasoğlu, Leyla Dinç, Melih Elçin
doi: 10.5222/HEAD.2016.107  Pages 107 - 115
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışma, hemşirelik öğrencilerinin klinik beceri eğitimlerinde kullanılan standart hasta ve görev öğreticilere ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu araştırma, yarı deneysel desenli bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini 87 hemşirelik lisans birinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Öğrenciler olasılıksal olarak kontrol grubu (n=43) ve deney grubu (n=44) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubunda yer alan öğrenciler laboratuar uygulamalarını görev öğreticiler üzerinde, deney grubu öğrencileri ise standart hasta üzerinde/hibrit simülasyon ile gerçekleştirilmiştir. Laboratuvar çalışmalarının ardından öğrencilerden Laboratuar Çalışması Değerlendirme Formu’nu doldurmaları istenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama ile standart sapma kullanılmıştır.
BULGULAR: Standart hasta ile gerçekleştiren ilk çalışmada öğrencilerin kendini rahat hissetmediği (p<0.001), bununla birlikte standart hasta ile çalışan öğrencilerin klinik beceri eğitimlerinin ilgi/merak uyandırmaya (p= 0.009), mesleki sorumlulukları öğrenmeye (p=0.030) ve klinik öğretime hazırlamaya katkısına (p<0.001) ilişkin görüşlerinin maket ile çalışan öğrencilerden daha olumlu olduğu belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma sonucunda standart hasta ile gerçekleştirilen ilk klinik beceri eğitimlerinin öğrencilerin kendilerini rahatsız ve güvensiz hissetmelerine neden olabildiği, ancak daha sonraki etkileşim ve uygulamalarda standart hastalar ile çalışmanın ilgi ve merakı uyardığı, öğrencilerin kaygılarının azalmasına, kendilerine olan güvenlerinin artmasına ve mesleki sorumluluklarının öğrenilmesine olumlu katkı sağladığı belirlenmiştir.
INTRODUCTION: To determine nursing students’ opinions about using standardized patients and clinical skills trainers in their clinical skills training.
METHODS: This is a quasi-experimental study. Eighty-seven first-year nursing students participated in this study. Students were randomly assigned to the control (n = 43) and experimental (n = 44) group. Students in the control group practiced arterial blood pressure measurement and subcutaneous injectionson on a partial task trainer, whereas students in the experimental group practiced on standardized patient/ hybrid simulation. Immediately after, clinical skills training students completed the Laboratory Training Evaluation Form. Descriptive statistics, a t-test were used to analyze the data.
RESULTS: The initial clinical skills training with standardized patients made the students feel uncomfortable (p<0.001). However, the students who worked with standardized patients reported more positive opinions than the students who worked with the clinical skills trainers in invoking their interest and curiosity (p=0.009), affecting their learning of professional responsibilities (p=0.030) and contributing to clinical practice (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: The first clinical skills training with the standardized patients might make the students feel uncomfortable and unsafe. However, training with standardized patients invoked students’ interest and curiosity, had the potential of decreasing students’ anxiety, and made positive contributions to increase students’ self confidence and professional responsibilities.

10.Information Levels of Nurses Regarding Human Papilloma Virus (HPV) Infection and HPV Vaccines: An Education and Research Hospital Sample
Selen Özakar Akça, Filiz Selen, Lale Büyükgönenç
doi: 10.5222/HEAD.2016.116  Pages 116 - 121
GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizdeki ilk cinsel ilişki yaşının giderek düş¬mesi, birden çok cinsel eş ve cinsel yolla bulaşan hastalık riskinin ergenlerde giderek artması serviks kanserinin önlen¬mesinde birincil korunmayı önemli kılmaktadır. HPV enfeksiyonu ile ilgili birincil korunmayı yapacak olanların sağlık personelleri olduğu düşünülürse; sunulan bu çalışmayla hemşirelerin HPV enfeksiyonu ve aşıları ile ilgili bilgileri belirlenerek HPV enfeksiyonu ve aşıları ile ilgili yapılması planlanan eğitim programına temel oluşturması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada örneklem seçimine gidilmemiş olup (N=365), çalışmanın yapıldığı tarihlerde görev yapan tüm hemşireler çalışmanın örneklemini (n=222) oluşturmuştur. Veriler Veri Toplama Formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde uygun istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.
BULGULAR: Çalışmada örneklem grubunun %61.7'sinin HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı konusunda eğitim almadıkları, %33.8'inin HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı kavramlarıyla hiç karşılaşmadıkları, %20.3'ünün bu kavramla okulda karşılaştıkları görülmektedir. HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı konusundaki önermelere doğru yanıt veren hemşirelerin bilgi düzeylerinin farklı olduğu ve bu oranın %11.3 ile %89.2 arasında değiştiği belirlenmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen verilere dayanarak hemşirelerin önemli bir kısmının HPV enfeksiyonu ve HPV aşısı konusunda yeterli eğitim almadıkları belirlenmiş olduğundan, hemşirelere verilecek eğitim programları planlanmalı, bu eğitimler ile hemşirelere bireylerin ve toplumun gereksinimlerini karşılayacak sağlığı koruma ve geliştirme davranışları öğretilmelidir.
INTRODUCTION: Primary prevention of cervical cancer prevention is gaining importance due to the gradually decrease of first sexual intercourse age in our country and the increase of sexually transmitted diseases risk among adolescents because of multiple sexual partners. If it is thought that primary prevention related to HPV infection shall be made by health personnel; the aim of this submitted study is to determine the knowledge of nurses regarding HPV infection and its vaccines and to create the basis for the planned training program about HPV infection and vaccines.
METHODS: No sample selection was carried out in the study (N=365); all nurses working at the time of the study formed the study sample (n=222). The data was collected by using questionnaires. Appropriate methods were used in the evaluation of the data. p<0.05 was accepted as statistically significant.
RESULTS: It was seen that 61.7% of the sample group did not receive education about HPV infections and HPV vaccine, 33.8% never met the HPV infection and HPV vaccine concepts before and 20.3% have encountered this concept in school. Furthermore it was determined that the knowledge level of nurses, who answered the propositions regarding HPV infection and HPV vaccine correctly was different and that this ratio varies between 11.3 % and 89.2%.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Based on the data obtained from the study, it was determined that a high number of nurses do not get satisfactory education regarding HPV infection and HPV vaccine. Therefore, training programs should be planned and given to nurses, and within these training sessions, nurses should be taught to meet the needs of individuals and communities and to improve health behaviors

SERBEST KÖŞE
11.The Use of Postpartum-Specific Assessment Scales in Turkey
Hediye Bekmezci, Yasemin Hamlacı, Nebahat Özerdoğan
doi: 10.5222/HEAD.2016.122  Pages 122 - 128
Ebe ve hemşirenin doğum sonu döneme özel gereksinimleri saptayarak, uygun bakımı planlaması bu döneme özgü sorunları önlemede çok önemlidir. Bu nedenle yeni rollerin, yeni sorumlulukların üstlenildiği doğum sonu süreci değerlendirmek için kullanılacak ölçme araçlarına yönelik bir gereksinim ortaya çıkmaktadır. Literatürde Türkiye’de geçerlik ve güvenirliği olan postpartum yaşam kalitesi, fonksiyonel durum, hastane taburculuğuna hazır oluşluk, sosyal destek, eş desteği, konfor, depresyon, ebeveynlik davranışı, yenidoğanı algılama gibi durumların değerlendirilmesi için çeşitli ölçekler yer almaktadır. Çalışmada postpartum dönemde kullanılan ölçekler; postpartum dönemde kadın sağlığının, anne-yenidoğan iletişiminin ve annelik algısının değerlendirilmesinde kullanılan ölçekler olmak üzere üç grupta incelenmiştir. Bu derleme ile postpartum dönemde kullanılan ölçeklerin 2011-2015 yılları arasında yapılan çalışmalar ile örneklendirilerek tanıtılması ve gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulması amaçlanmıştır.
The detection of specific requirements during the postpartum period and the planning of proper care by the midwife and nurse are very important for preventing problems that are peculiar to this period. There is a need for assessment scales that can be used to evaluate the postpartum period where new roles and new responsibilities are assumed. In the literature, there are various scales that are valid and reliable in Turkey and used to evaluate situations like postpartum life quality, functional situation, readiness for hospital discharge, social support, spousal support, comfort, depression, parental behavior, and newborn perception. In this study, the postpartum period scales are examined in three groups: scales used in evaluating women’s health, mother-newborn communication, and motherhood perception. With this review, it is aimed to introduce the scales used during the postpartum period by presenting examples of studies conducted between the years of 2011-2015 and make suggestions about future studies.

RESEARCH ARTICLE
12.The Evaluation of Mobility Levels of Postoperative Patients and Associated Factors
Sibel Yolcu, Semiha Akın, Zehra Durna
doi: 10.5222/HEAD.2016.129  Pages 129 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma ameliyat sonrası dönemde hastaların hareket düzeyleri ve hareket düzeyleri ile ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bir araştırmadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma örneklemini cerrahi girişim geçiren 80 hasta oluşturdu. Hastaların ameliyat sonrası hareket düzeyleri ve hareket ile ilgili yaşadıkları güçlükler Hasta Hareketlilik Ölçeği ve Gözlemci Hareketlilik Ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 17.0 programı kullanılarak analiz edildi.
BULGULAR: Hastaların %53.8’i yatak içinde bir taraftan diğer tarafa dönerken, %38.8’i yatak kenarında oturmak için ve %38.8’i odasında yürürken sözlü uyarı ve fiziksel yardım aldıkları, %37.5’inin ise yatak kenarında sözlü uyarı ile bağımsız olarak ayağa kalkabildikleri belirlendi. Hastaların yatak içinde bir taraftan diğer tarafa dönme ve yatak kenarında oturma işlevini bağımsız olarak gerçekleştiremedikleri saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu araştırma bulguları; ameliyat sonrası dönemde hastaların hareket düzeyini geliştirmeye yönelik girişimlerin ameliyat sonrası hastaların genel durumunun olumlu yönde etkileyeceğini göstermesi adına anlamlıdır.
INTRODUCTION: To evaluate the mobility levels of postoperative patients and the factors associated with them. This study adopted a descriptive, cross-sectional design.
METHODS: The research sample comprised 80 patients underwent surgery. The mobility difficulties experienced by patients and activity level during postoperative period were evaluated using Patient Mobility Scale and Observer Mobility Scale. The data were analyzed using SPSS 17.0 software.
RESULTS: More than fifty percent of patients (53.8%) needed verbal prompting and physical assistance in order to move from one side of the bed to the other, 38.8% needed support to sit by the bed and 38.8% to walk around the room. The results showed that the patients were unable to turn independently from one side of the bed to the other.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The research findings showed that patients in postoperative period need support for improving mobilization and physical activities and these interventions may lead to more effective postoperative recovery.

13.Development of Parenteral Drug Preparation Skills of First Year Nursing Students
Nuray Şahin Orak, Ayşegül Oksay Şahin, Bilgi Gülseven Karabacak, Derya Emre Yavuz, Gülten Karahan Okuroğlu, Şule Ecevit Alpar
doi: 10.5222/HEAD.2016.139  Pages 139 - 145
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışma hemşirelik öğrencilerinin parenteral ilaç hazırlama becerilerinin gelişimini incelemek amacıyla gerçekleştirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif ve karşılaştırmalı olarak gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini bir devlet üniversitesinin sağlık bilimleri fakültesi hemşirelik bölümünde 2010-2012 yılları arasında hemşirelik esasları dersini alan 200 öğrencinin tamamının uygulama sınav kâğıtları oluşturdu.
Veriler, klinik uygulama sırasında 10 gün arayla yapılan iki klinik uygulama sınavı kağıtları üzerinden araştırmacılar tarafından oluşturulan kontrol formu aracılığıyla toplandı. Verilerin analizinde frekans, yüzdelik ve ki-kare testi kullanıldı.
BULGULAR: Öğrencilerin (s=200) %78.5’inin (s=157) kız, %21.5’inin (s=43) erkek olduğu belirlendi. İki uygulama sınavı arasında ilaç doz hesabı yapılması ve ilaç kartının eksiksiz yazılması açısından anlamlı fark olmadığı (p>0.05), metrik ölçüm dönüşümü ve belirlenen dozu enjektör üzerinde gösterme açısından ise fark olduğu (p<0.05) belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Öğrenci becerilerinin takibi, pekiştirilmesi, düzeltilmesi, tamamlanması için klinik uygulama sınavlarının ve geri bildirimlerin etkili olduğu sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: This study was conducted to examine the development of parenteral drug preparation skills of first-year nursing students.
METHODS: This study was carried out retrospectively and comparative. The sample comprised all the clinical exam papers of two hundred nursing students attending nursing fundamentals course in the nursing department of health sciences faculty of a state university in 2010-2012. Data were collected through two clinical practice exam papers applied with 10 days intervals during clinical practice via the check form developed by the researchers. In the analysis of data frequency, percentage and chi-square test were used.
RESULTS: Students were identified as 78.5% (n=157) female and 21.5% (n=43) male. It was determined after comparing the two clinical practice exam papers that there were no significant differences (p>0.05) in terms of making drug dose calculations and writing a complete drug card, while there were significant differences (p<0.05) with regard to metric measurement conversions and marking on the set dose injectors.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It was concluded that the clinical practice exams and feedback were effective for monitoring, strengthening, modification and completion of students' skills.

14.Determining the Postoperative Pain Management Interventions of Nursing Students
Seher Ünver, Zeynep Kızılcık Özkan, İlker Murat Avcıbaşı, Figen Babacan Dığın
doi: 10.5222/HEAD.2016.146  Pages 146 - 150
GİRİŞ ve AMAÇ: Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinin ameliyat sonrası ağrı yönetimine ilişkin girişimlerini belirlemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada Eylül 2014-Ocak 2015 tarihleri arasını kapsayan ikinci dönem klinik uygulama süreci içerisindeki 73 hemşirelik bakım planı incelendi. Öğrenciler bu tarihler arasında Edirne’deki üniversite hastanesinin genel cerrahi servisinde ayda altı gün olmak üzere klinik uygulamada bulundu. Veriler, uygulama süresince öğrenciler tarafından tamamlanan hemşirelik bakım planları aracılığıyla toplandı.
BULGULAR: Öğrencilerin %61.6’sının bakım planında ağrı tanısı koyduğu saptandı. Ağrı yönetiminde öğrencilerin %55.5’i farmakolojik ve farmakolojik olmayan yöntemleri birlikte kullanmaktaydı. Farmakolojik yöntemi kullanan 34 öğrencinin %29.4’ünün hastasında ilacın etkisini ve %8.8’i ilacın yan etkisini gözlemlediği belirlendi. Farmakolojik olmayan yöntemi seçen öğrencilerin hepsinin hastasının rahat bir pozisyonda yatmasını sağladığı ve %55.5’inin hastasına televizyon seyrettirerek ve kitap okutarak dikkatini dağıtmaya çalıştığı saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma sonucunda, öğrenci hemşirelerin ameliyat sonrası ağrı yönetiminde farmakolojik ve farmakolojik olmayan yöntemleri birlikte kullandıkları, farmakolojik yöntem ile ağrı kontrolünü sağlayan öğrencilerin ise uyguladıkları ağrı kesicinin etki ve yan etkilerinin değerlendirmesini yetersiz yaptıkları belirlendi. Bu doğrultuda öğrencilere, ağrı ve ağrının farmakolojik kontrolü içerisinde, ağrı kesicilerin yan etkilerine yönelik olarak da cerrahi hastasının ameliyat sonrası dönemde takip edilmesinin öneminin vurgulanması önerilmektedir.
INTRODUCTION: This descriptive study was carried out to determine the postoperative pain management interventions of nursing students.
METHODS: Data were collected from 73 second-year students’ nursing care plans after they had received surgical nursing training in the main surgical ward of university hospital in Edirne, Turkey between September 2014-January 2015. This training took six days per month.
RESULTS: It was found that 61.6% of students used the nursing diagnosis “pain”, 55.5% used pharmacologic and non-pharmacologic methods together for pain management. Twenty-nine point four percent of the 34 students who used pharmacological method evaluated the effects and 8.8% of them checked the side-effects of painkillers. Between the students who chose the non-pharmacologic methods, all students repositioned their patients and 55.5% of the students tried to distract patients by watching television and reading something.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results show that students used pharmacologic and non-pharmacologic interventions for postoperative pain management, but they rarely checked the effects and side-effects of the painkillers. It is recommended to teach students about the effects and side-effects of the painkillers according to the control of pain and pharmacological pain control of surgical patients after surgery.

15.The Effect of Gender on Job Satisfaction of Nurses: A Meta-analysis Study
Filiz Kantek, Handan Kartal
doi: 10.5222/HEAD.2016.151  Pages 151 - 156
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı hemşirelerin iş doyumları üzerine cinsiyetin etkisini analiz etmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada meta analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmalara ulaşmak için Türk Tıp Dizini, Google Akademik, Akdeniz Üniversitesi Kütüphanesi Arama Motoru, YÖK tez tarama, Pubmed, EBSCO Host, Web of Science veri tabanları taranmıştır. Tarama yapılırken “iş doyumu”, “iş tatmini”, “hemşire” “hemşireler” anahtar sözcükleri Türkçe ve İngilizce olarak kullanılmıştır. Genel doyum için 9 çalışma, içsel ve dışsal doyum için 6 çalışmanın dahil edilme kriterlerine uygun olduğu belirlendi. Verilerin analizinde CMA istatistik programı kullanılmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya dahil edilen 9 çalışmanın genel doyumu için toplam örneklem sayısı 3230 olup, 342‘si erkek ve 2888’i kadın hemşiredir. İçsel ve dışsal doyum için dahil edilen 6 çalışmanın her boyut için toplam örneklem sayısı 1849 olup, 190’nı erkek ve 1659’u kadın hemşiredir. Heterojenlik testi sonucunda genel, içsel ve dışsal doyum için çalışmaların heterojen özellik gösterdiği belirlendi. Yayın yanlılığı testi sonucunda yayın yanlılığı olmadığı belirlendi. Rastgele etkiler modeline göre % 95 önem derecesinde cinsiyetin iş doyumuna olan ortalama etki büyüklükleri genel iş doyumu için -0.170, içsel doyum için -0.041 ve dışsal doyum için -0.054 olarak hesaplandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışma cinsiyetin genel, içsel ve dışsal doyuma etkisinin kadınlar lehine önemsiz düzeyde olduğunu ortaya koymuştur.
INTRODUCTION: The aim of this paper is analyze the effect of gender on the job satisfaction of nurses
METHODS: A meta-analytical method was used in this study. In order to attain research studies, we reviewed the Turkish Medical Index, Google Scholar, Akdeniz University Library Search Engine, Council of Higher Education Thesis Center, Pubmed, EBSCO Host, and Web of Science databases. The keywords “job satisfaction”, “nurse”, and “nurses” were scanned in both Turkish and English. Nine studies for overall satisfaction and six studies for both internal and external satisfaction were identified as appropriate for inclusion criteria. Data were analyzed by CMA statistical software.
RESULTS: The sample number for overall satisfaction was 3230 nurses and the gender composition was 342 male and 2888 female nurses. In the six studies for both internal and external satisfaction, the total sample number was 1849, with 190 male and 1659 female nurses. As a result of heterogeneity test, the examined studies showed dimensions of general, internal and external satisfaction as heterogeneous. Publication bias test results showed no publication bias. According to the random effects model, the impact of gender on job satisfaction was shown as 95% important and was calculated as -0170 for overall job satisfaction, -0054 for internal satisfaction, and -0041 for external satisfaction.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The results of this study revealed that the impact of gender in favor of women is insignificant in overall, internal and external job satisfaction.

SERBEST KÖŞE
16.Peripheral Intravenous Catheter Infiltration and Nursing Care
Banu Cihan Erdoğan, Yıldız Denat
doi: 10.5222/HEAD.2016.157  Pages 157 - 162
İnfiltrasyon önlenebilir periferik intravenöz kateter komplikasyonlarından biridir. Güvenli bir periferik intravenöz kateterizasyonda infiltrasyon gelişimine neden olan etmenlerin bilinmesi, bu etmenler doğrultusunda gerekli önlemlerin alınması, infiltrasyonun erken dönemde belirlenmesi ve geliştiğinde en doğru bakımın uygulanması hemşirelerin en önemli sorumluluklarından biridir. Bu derleme makalenin infiltrasyon gelişmesini etkileyen etmenlerin belirlenmesi ve en etkili bakım uygulamalarının planlanmasında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Infiltration is a preventable peripheral intravenous catheter complication. In a safe peripheral intravenous catheterization, recognizing the causative factors of infiltration development, taking the necessary measures in line with these factors, identifying infiltration early and applying the proper care when it develops are the most important responsibilities of nurses. This review article aims to be instructive in identifying the factors which affect the development of infiltration and applying the most effective nursing care plans.



 
Copyright © 2013
All rights of this website belong to KUHEAD