HEAD: 3 (2)
Volume: 3  Issue: 2 - 2006
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - V

SERBEST KÖŞE
2.Editörün Kaleminden
Emine Türkmen
Page 1
Abstract | Full Text PDF

REVIEW
3.Nursing Regulations
Elizabeth Anne Herdman
Pages 2 - 4
Bir ülkede hemşireliğin gelişimini sağlayan en önemli etmen hemşirelikle
ilgili bir düzenleme sisteminin kurulmasıdır. Mesleki denetim,
Hemşirelik Kanunu hükümleri altında mesleki uygulamaları yöneten
idari kuralları düzenlemek için kurulmuş ve yetkilendirilmiş yasal
Hemşirelik Kurul veya Konseyleri tarafından gerçekleştirilir. Uluslararası
Hemşirelik Konseyi, her ülkede hemşirelik eğitim ve uygulamalarının
aynı olmasını sağlayan ilkelerin bulunması gerektiğini savunarak,
evrensel hemşirelik düzenleme standartlar kavramının yayılmasına
çalışmaktadır.
The single most important step towards the development of nursing
in any country is the establishment of a system of regulation. Regulation
is controlled by boards or councils of nursing which are statutory
authorities authorized under a Nurses Act (law) to develop administrative
rules and regulations governing professional practice. The International
Council of Nurses promotes the concept of universal standards for
nursing regulation claiming that principles governing nursing education
and practice should be same in every country.

4.Breaking Bad News
Perihan Güner
Pages 6 - 9
Hasta ve ailelere kötü haber verme, sağlık personeli için zor, zor olduğu
kadar da kaçınılmaz bir görevdir. Doğru, duyarlı bir biçimde ve
deneyimli bir kişi tarafından verilse bile, haberi alan hasta ve yakınını
ve haberi veren sağlık personelini çok olumsuz etkilemekte ve etkisi
uzun süre devam etmektedir. Kötü haber, bu konuda yeterli eğitimi
ve deneyimi olmayan sağlık personeli tarafından verilirse, kötü haberin
hasta ve aileler üzerindeki olumsuz etkisi çok daha fazla olmaktadır.
Uygun olmayan bir biçimde ve duyarsız bir şekilde verilen kötü haber,
hastaların tedavi ekibi ile ilişkilerini kesmelerine ya da tedavilerini
bırakmalarına, hastane değiştirmelerine ve hatta intihar etmelerine bile
neden olabilmektedir. Araştırmalar, sağlık personelinin bu konuda
okulda ve mezuniyet sonrasında yeterince eğitim almadıklarını ve bu
görevi yerine getirmede zorlandıklarını, hatta bazen bu görevi yerine
getirmekten kaçındıklarını göstermektedir. Bu yazıda, hasta ve ailelere
kötü haberin nasıl verilmesi gerektiği konusunda genel bir rehber
verilmeye çalışıldı.
Breaking bad news to patients and their families is a difficult and
unavoidable task for health professionals. Bad news, even if announced
in a correct and sensitive manner by an experienced health professional,
have a long lasting negative impact on both the patient side and the
health personnel. The effects of bad news may be compounded if given
by inexperienced health personel. Inappropriate and insensitive
announcements of bad news may lead to termination of treatment,
disconnecting with the care-giver, changing hospitals and sometimes
even suicide in patients. According to existing literature, health
professionals receive less than adequate training in this area both
during their education and contiuning education programs, and are
reluctant to undertake this task in professional life. This article aims
to introduce the reader to practical guidelines on how to give bad
news to patients and their families.

5.Fatigue in Cancer Patients
Gülbeyaz Can
Pages 10 - 17
Kanser hastalarında yorgunluk hastalığa ve tedaviye bağlı sık
karşılaştığımız bir sorundur. Hastalar tarafından farklı anlatılar
kullanılarak tanımlanan bu sorun bireysel özelliklere, hastalığın gelişim
sürecine ve uygulanan tedavinin türüne göre süre, sıklık ve yoğunluk
açısından farklı olmakla birlikte bireyin günlük yaşam aktivitelerinden
uzaklaşmasına neden olan enerji eksikliği duygusunun subjektif
algılamasıdır. Pek çok nedenden etkilenmekte ve sadece tedavi
döneminde değil tedavi sonrasında da yakından izlenmesi ve yönetilmesi
gereken bir sorundur. Oluşum mekanizması tam olarak açıklanamamış
olmasına rağmen literatürde yorgunluğun hangi nedenlerle ortaya
çıktığını veya nasıl geliştiğini açıklamaya çalışan farklı modeller yer
almaktadır. Kanser hastaları tarafından en sık bildirilen sorunlardan
biri olmasına rağmen yorgunluğun yönetiminde etkinliği kanıtlanmış
az sayıda farmakolojik ve farmakolojik olmayan girişimler vardır. Bu
girişimler genellikle kuramsal olmakla birlikte farmakolojik yaklaşımlar
genellikle yorgunlukla ilişkili özel ve dönüşür semptomların
belirlenmesine ve tedavi edilmesine, farmakolojik olmayan yaklaşımlar
ise egzersizin, uyku-istirahatin, yeterli beslenmenin ve psikososyal
desteğin yorgunluğun yönetimindeki etkinliğine odaklanmaktadır.
Fatigue is a common problem in cancer patients as a result of the
disease and its treatment. This problem, which is defined in different
ways by patients, varies in length and frequency according the
progression of the disease and course of treatment administered, and
is a subjective feeling of lack of energy that causes individuals to refrain
from doing their activities of daily living. It is affected by many factors
and is a problem that requires close monitoring and guidance not just
during periods of treatment but after treatment as well. Although the
mechanism of development has not been fully determined there are
different models in the literature that explain for which reasons and
how fatigue develops. Although it is the most common complaint
verbalized by cancer patients there have been very few proven effective
pharmacological and nonpharmacological interventions for the
management of fatigue. In general these interventions are theoretical
and the pharmacological methods generally focus on the determination
and treatment of unique and reversible symptoms related to fatigue
while the nonpharmacological methods focus on exercise, sleep-rest,
adequate nutrition and psychological support in the management of
fatigue.

6.Prevention and Treatment of Oral Care in Cancer Patients
Diler Sepit
Pages 18 - 23
Abstract | Full Text PDF

7.Neonatal Transport in Turkey and in the World
Ayşe Karakoç Tarı, Zerrin Çiğdem
Pages 24 - 31
Yenidoğan transport hizmeti, yenidoğan için uygun bakım merkezleri
olmadığında ya da bakım düzeyi yetersiz olduğunda bebeğin doğduğu
yerden taşımasını gerektiren bir sistemdir.
Yenidoğan transportu, günümüzde tüm dünyada yüksek risk taşıyan bir
hizmettir. Farklı nedenlerle transport edilen, özel bakım gerektiren
yenidoğanlar için farklı bir çevre düzenlemesi, teknolojik cihazlar, yüksek
iş gücü ve sorumluluğunun yanısıra önemli ölçüde mali desteğe de gereksinim
vardır. Yenidoğan transport sistemi oluşturmak için büyük ve etkili faktörler
dikkate alınmalıdır. Bu faktörler arasında ülkenin, doğum hızı, antenatal
hizmet organizasyonu, yenidoğan yoğun bakım ünitesi sayısı ve bakım
düzeyleri, coğrafi durumu ve mali kaynakları yer almalıdır. Türkiye’de
yenidoğan transport hizmetleri, sağlık hizmetlerinin dağılımı homojen
olmadığı için istenilen düzeyde değildir. Yenidoğan yoğun bakım üniteleri
genellikle büyük şehirlerde bulunmaktadır ve transport hizmetleri yetersizdir.
Avustralya ve ABD yenidoğan transport sistemini ilk başlatan ve sistematik
olarak kullanan ülkelerdir. Yenidoğan transportuyla ilgili ilk çalışmalar
1970’li yıllarda başlamıştır.Bu yazıda Dünya’da ve Türkiye’de yenidoğan
transport hizmetlerinin mevcut durumu ve organizasyon özellikleri
belirtilmiştir.
Neonatal transport service is a system which provides a baby transport
from inborn hospital in case that there are no suitable care centers for
neonatal infant or there is inadequate care level.
Neonatal transport worldwide is a service with high risks because newborn
infants necessitate a special care. In addition there are a lot of several
reasons for transport considering the different environmental organization,
different technological equipment, a high level responsibility and much
financial support required within a regional and national system.
Suggestion for setup neonatal transport system; national birthrate, antenatal
services organization, NICU rate and care level, geographical status, financial
resources must be consider because of that factors major effective. Neonatal
transport services are not desirable level in Turkey because health services
dispersion is not homogeneus. Neonatal intensive care units usually available
metropolis and transport services inadequate. Australia and USA which
are most developed countries that used the first regulation and systematical
neonatal transport system. First studies about the neonatal transport started
since 1970’s. This article indicated which present situation and organization
specialities at neonatal transport in Türkey and in the World.

RESEARCH ARTICLE
8.An Evaluation of Reproductive Health Status, Knowledge and Attitudes of Women Aged Between 15-49 Registered at Karaa¤aç Village Clinic in Isparta Province
Hacer Erten, Tangül Özen, Halime Yılmaz, Hediye Arslan
Pages 32 - 39
AMAÇ: Bu araştırma, Isparta ili Karaağaç Sağlık Ocağına (SO) bağlı bölgede
yaşayan kadınların üreme sağlığı sorunlarını belirlemek, üreme sağlığına
ilişkin alışkanlıklarını, bakım ve bilgi gereksinimlerini ortaya çıkarmak,
bölgedeki sağlık kurumlarının hizmet sunumlarında yeni yaklaşımlar
belirlemelerini sağlamak amacıyla planlandı.

YÖNTEMLER: Tanımlayıcı olarak planlanan araştırma 04.03.2004
ile 20.02.2005 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Örneklemini, Karaağaç
SO’nun hizmet verdiği bölgede yaşayan 15-49 yaş kadın nüfusundan
(n=1649), rastgele örneklem ile seçilen ve görüşmeyi kabul eden 341
kadın oluşturdu. Veriler 63 sorudan oluşan anket formu ile toplandı ve
‘SPSS for Windows’ istatistik programı kullanılarak, yüzdelik testi ile
değerlendirildi.

BULGULAR: Çalışmamızda olguların %45.5’inin ilk evlilik yaşının 14-19
yaş grubunda olduğu ve erken evliliğin halen yaygın olduğu görüldü.
Doğumların %34.2’sinin güvenli doğum aralığının altında olduğu, son
gebeliklerin %10.8’inin istemli düşükle sonlandığı, kadınların %74.7’sinin
halen bir yöntem kullandığını ifade etmesine karşın, %34.5’inin geleneksel
yöntemlerle korunduğu saptandı. Çalışmaya katılan kadınların sadece
1/4’ünün son gebeliklerinde 1-3 kez antenatal bakım aldığı ve bakımalma
sıklığının istenen düzeyde olmadığı saptandı. Son gebelikte en sık yaşanan
sağlık sorununun %24.7 ile bel ve kasık ağrısı olduğu, son
doğumundansonra lohusalık döneminde sıklıkla yaşanan sağlık sorununun
ise %30.8 ile kanama olduğu saptandı. Kadınların %86’sı adet döneminde
sorun yaşadığını, %78.3’ü geçmişte ya da halen jinekolojik sorun
yaşadığını ifade etti. Olguların %86’sının yakınmasız rutin kontrol yaptırmadığı, %69.9’unun halen kullandığı yöntemin kontrollerini yaptırmadığı, %81.5’inin hiç meme kontrolü olmadığı, %58.4’ünün kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapmayı bilmediği, KKMM yaptığını ifade edenlerin %77.5’inin ayda bir düzenli kontrol yapmadığı, %68.9’unun Pap smear testini bilmediği ve %89.3’ünün yaptırmadığı saptandı.

SONUÇ: Bulgularımız bölgede erken evliliğin halen yaygın olduğunu,
etkin kontraseptif yöntem kullanımının yetersiz olduğunu, gebelikte
antenatal bakım alma sıklığının istenen düzeyde olmadığını gösterdi.
Çalışmaya katılan kadınların üreme sağlığı ile ilgili bilgi ve alışkanlıklarının
yetersiz olduğu görüldü.

OBJECTIVE: Our study was aimed to determine reproductive health
problems of women living at Karaa¤aç region of Isparta province. It was
planned to bring about their attitudes, care and knowledge needs related
to reproductive health and new approaches for health institutes giving
services in the region.
METHODS: Our descriptive study was conducted between 04.03.2004
and 20.02.2005, 341 women aged between 15-49 was selected at
random from the region where Karaa¤aç village clinic gives services.
Data was collected from a survey with 63 questions. Data was analyzed
as frequency test by using ‘SPSS for Windows’ istatistical software
programme.
RESULTS: It was found that 45.5% of women selected for this study their
first marriage age was between 14-19 age group and early marriage was
common in general. It was also found that 34.2% of deliveries were
under safe delivery intervals (24 months and below), 10.8% of latest
pregnancy was ended curetage and 74.7% women still use contraseptive
methods while 34.5% used traditional methods. 1/4 of women mentioning
that they received prenatal care at their last pregnancy received only
1-3 times prenatal care. This result showed that the frequency of prenatal
care at pregnancy was not at desirable level. The most often health
problem encountered by women at their last pregnancy was back and
pelvic pain (24.7%), most frequently health problem encountered by
the women after birth during confinement period was bleeding (30.8%).
86% of the women in this study indicated that they had problems during
menstrual period and 78.3% of the women that they had gynecologicial
problems in the past or still. When the women were asked about reproductive health knowledge and attitudes it was observed that they
were inadequate. 86.3% of women did not receive any routine control
without complain, 69.9% did not get any control for their controseptive
methot used, 81.5% did not receive breast exam, 58.4% did not know
self breast exam and 77.5% of women having self breast exam did not
have any monthly reguler control. 68.9% of women did not know about
Pap smear testing, 89.3% did not take the test at all was found.
CONCLUSION: There is an urgent need for training and councelling
services on early diagnose scanning methods and continuous health
education and acquiring attitudes for routine check-ups in Turkey,
where Pap smear testing, routine controls and health scanning practices
are not performed properly. It is necessery to improve the efficiency of
village clinic and to increase on going health services and make it
reachable. There is also a need for cooperation between health institutions
and enhancement quality of health services.

9.A Retrospective Evaluation of the Medical Records of Burn Patients Presenting at the Emergency Polyclinic of a University Hospital
Leman Kutlu, Sevdiye Turasoy, Nilgün Koşar, Pınar Ökdemir, Nursel Onur
Pages 40 - 44
AMAÇ: Bu çalışma; acil cerrahi polikliniğe başvuran yanıklı hastaların
demografik ve yanıkla ilgili özelliklerini değerlendirmek ve hasta
kayıtlarının önemini vurgulamak amacıyla planlandı.

YÖNTEMLER: Çalışmanın evrenini 2000-2001 yılları arasında bir
“Üniversite Hastanesinin Acil Cerrahi Polikliniği”ne başvuran 728 yanık
hastası oluşturdu. Araştırmanın verileri; araştırmacılar tarafından
düzenlenen, hastaların demografik ve yanık özelliklerini içeren bir bilgi
formu ile toplandı. Veriler yüzdelik olarak değerlendirildi.

BULGULAR: Çalışmada; yanıkların sıklıkla 0-5 yaş arası çocuklarda ve
erkeklerde görüldüğü, diğer mevsimlere göre kışın ve haşlanma tarzında
ortaya çıktığı, en yaygın ekstremitelerin etkilendiği ve 2. derece yanıkların
oluştuğu, hastaneye ilk 24 saatte baş vurulduğu ve ilk tedavi ve bakım
olarak pansuman ve medikal tedavinin uygulandığı belirlendi. Kayıt
formlarında istenilen bazı bilgilerin eksik kayıt edildikleri saptandı.

SONUÇ: Sağlıklı verilere ulaşabilmesi ve ileriye dönük kayıtların doğru
ve yeterli bir şekilde tutulabilmesi için kurumsal politikaların gözden
geçirilmesi, formların yenilenmesi ve bunların önemini vurgulayan
eğitimlerin planlanması önerildi.

OBJECTIVE: This study was planned with the intention of evaluating
the demographic and burn characteristics of burn patients presenting
at an emergency surgery polyclinic in order to point to the importance
of patient medical records.
METHODS: The sample in the study consisted of 728 burn patients who
had presented at the Emergency Surgery Polyclinic of a University
Hospital over the period 2000-2001. Data for the study was collected
with a questionnaire prepared by the researchers concerning the
demographic and burn characteristics of the patients. Percentages were
used as a statistical method of analysis.
RESULTS: The study indicated that most of the burn cases were children
between the ages of 0-5, male, that the incidences occurred mostly in
winter as compared with other seasons, through scalding by hot liquids,
that the extremities were mostly affected, that burns were mostly of the
2nd degree, that patients had presented at the hospital within the first
24 hours and that first aid and care consisted of the application of
dressing and medical treatment. It was found that information on the
registration forms had not completed in full, the conclusion being
reached that the forms used in the emergency polyclinic had to be
revised in terms of providing adequate information on the patient.
CONCLUSION: It has been recommended in conclusion that, in order to
have precise and accurate patient data accessible for future reference,
hospitals should review their policies on the keeping of medical records,
patient data forms should be revised, and administrative plans should
include providing training that emphasizes the importance of medical
records.

CASE REPORT
10.12 Derivation ECG Interpretation
Diler Sepit
Pages 45 - 46
Abstract | Full Text PDF



 
Copyright © 2013
All rights of this website belong to KUHEAD